eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
‘İdealist ve Devrimci’ ODTÜ, Üniversite A.Ş.’ye karşı
31/07/2012
‘İdealist ve Devrimci’ ODTÜ, Üniversite A.Ş.’ye karşı
Kemal İnal 
 
Son günlerde TV, gazete, internet siteleri ve yol boyu bilboardlarda göze çarpan üniversite reklam ve tanıtım yazıları, afişleri ve pankartları mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Geçmişte, yani daha özel vakıf üniversiteleri yokken ya da çok azken, mesela 1990’lar veya 2000’lerin başlarında üniversiteler, daha çok da özel üniversiteler kendi reklam ve tanıtımlarını yapma gereğini pek de duymazlardı. Ya da yapar ama biz bunların pek farkına varmazdık, çünkü çok da göz önünde olmazlardı. Şimdi yapıyorlar. Neden? Ne değişti de, üniversiteler artık bir şirket, işletme veya sermaye grubu gibi reklam ve tanıtım yapma, malını övme, hizmetlerinin kalitesini öne çıkarma gereğini duyuyorlar? 
Öncelikle, artık Türkiye’de çok sayıda üniversite var yani rekabet kızışmış durumda. YÖK’ün web sayfasındaki rakamlara göre, toplam devlet üniversitesi sayısı 103, özel vakıf üniversitelerinin sayısı 65, vakıf meslek yüksekokulu 7 ve diğer yükseköğretim kurumları ise 13 adetmiş. Toplam yükseköğretim kurumu sayısı, 188. Yani bu sayı, birçok Avrupa ülkesindeki, mesela Fransa’daki üniversite sayısından çok daha fazla. Bunun nedeni, gerek devletin gerekse özel sektörün, eğitime duydukları ilgi, halkın eğitilmesine gösterdikleri yakınlık, toplumsal gelişme, kalkınma vs. olamaz. Zira çoğu devlet üniversitesinin neden kurulduğu iyi bilinir: üniversite kurulan kentin iktidar tarafından kendi oy deposu haline getirilmesi (popülizm veya oy avcılığı), yerel bölgedeki aktörlere iş ve otorite imkanı sağlamak (partizanlık), iktidardaki siyasal partinin görüşlerinin yaygınlaştırılması (ideolojik yeniden üretim), üniversite aracılığıyla yerel birimlere kaynak aktarma (rant) ve kentin gelişmesine, daha doğrusu ulusal/uluslararası piyasalarla bütünleşmesine katkı yapma (neoliberal modernleşme). 
 
Haliyle devlet açısından, bunca üniversitenin öncelikle ideolojik ve ekonomik bir anlamı vardır. Özel vakıf üniversitelerinin ise artık birer sermaye üreten, kar-zarar hesabıyla çalışan, işletme/şirket mantığıyla yönetilen bir yapıya sahip olmak bakımından tümüyle piyasa kurumları olduğu açıktır. Fakat öte yandan, üniversitelerin müşterilerinin (öğrenciler) sayısı sınırlıdır; LYS’den yüksek puan alan öğrenci sayısı ise çok daha sınırlıdır. Burada asıl savaş, bu yüksek puan alan öğrencileri kendine çekip onlar üzerinden bir vitrin düzenlemesi yapmak gibi görünür. Bu sadece, artık kendi içinde bir lig oluşturan özel üniversitelerin bir kısmı (Koç, Sabancı, Bahçeşehir, Fatih, Yeditepe vs.) için doğrudur. Çoğu vakıf üniversitesi için kayıt edilecek öğrencilerin kaliteleri (sınavda aldıkları puan, onların kalitelerinin tek göstergesi olarak kullanılır) önemli değildir. Önemli olan, paralı öğrencilerin-kaymak tabakaya mensup veya iyi-kötü bir geliri olan müşteri kitlesinin-üniversiteye çekilmesidir. Paralı öğrenciler, kayıt, servis, kantin-yemekhane, kırtasiye, sosyal ve sportif etkinlikler, eğlence gibi birçok kalemde kampüs içinde para harcayan yağlı bir müşteri kitlesidir. Kimi vakıf üniversiteleri okuttukları burslu öğrenci oranının % 40 olduğunu söyler. Bu ya yalandır ya da paralı öğrencilerin ödediklerinin yanında devede kulaktır. Dahası, berbat bir kapitalist reklamdır.    
  
Hem paralı hem de kaliteli öğrenci sayısının az olması, kamu ve özel üniversiteleri kendi aralarında kıyasıya bir rekabete itmektedir. Bologna Süreci’nin de istediği, öngördüğü hedeflerden biri budur. Ama öncelikle neoliberal üniversite pazarının temel mantığı, sürekli bir kendi reklam ve tanıtımı eşliğinde yapının-üniversitenin-uluslar arası eğitim sektöründe ne derece iyi, kaliteli, belirgin, girişimci, eğitici, hedefe vardırıcı vs. olduğunu en şık, parlak, veciz ifadelerle belirtmektir. Eğitim, bir kamusal sosyal hizmet olmaktan çıkıp meta haline dönüşmesinden bu yana artık tümden ekonomik bir rasyonalitenin ve buna özgü bir jargonun etkisi altına girmiştir. Piyasaya seslenen reklam ve tanıtımlarla, müşteri kitlesi olan öğrencileri cezp etmek için inanılmaz akıl oyunlarına başvurulmaktadır. Buradaki akıl oyunlarının dışavurumu, geçmişte bir saygınlığı içeren, tarihte önemli bedellerin karşılığında edinilmiş, kamuoyunun belleğinde çok değerli bir yer işgal eden bazı sıfatları alıp kullanmak, aslında dönüştürüp piyasaya havale etmektir. Bu açıdan akla ilk gelen örnek, ODTÜ’dür.
Bu aralar TV kanallarında ODTÜ reklamı yayınlanıyor. Reklamda rol alan kişiler, ODTÜ’nün idealist ve devrimci bir üniversite olduğunu söylüyorlar. Sınır tanımayan, özgür ruhlu, sorgulayan, araştıran, sorumluluk sahibi bir öğrenci profilinden-“ODTÜ’lü”- bahsediyorlar. Ve bu hayali ODTÜ öğrenci kişiliğinin sahip olduğu ruha bazen idealistlik, bazen de devrimcilik deniliyormuş. Reklamdaki oyuncuların sözlerine yerleşkeden görüntüler eşlik ediyor. Reklamı izlediğinizde zihninizde şirin bir yerleşke, güzel ve yakışıklı ama zeki, pırıl pırıl genç öğrenciler izlenimi yer ediyor. Fakat ODTÜ ve onun öğrencilerinin neden idealist ve devrimci olduğuna ilişkin tek bir ibare yok tanıtım filminde. ODTÜ tarihine damgasını vuran devrimci gençliğin, o karşılık gözetmeyen, halkçı ve devrimci gençliğin eylem, gösteri, sosyal faaliyetlerinden en küçük bir pasaj bile yok bu reklamda. O idealistlik ve devrimcilik uğruna işkence gören, öldürülen, kaybedilen, zindanlarda hayatları söndürülen devrimci ODTÜ’lülere ilişkin tek bir ibare yok. O halde sormak lazım: ODTÜ, Üniversite A.Ş.’ye karşı yaptığı reklam ve tanıtımında idealizm ve devrimcilikten neyi kast ediyor? Nedir ODTÜ’de idealist ve devrimci olmak?
 
Herkesin malumu; ODTÜ çoktandır değişti. Kariyer günleri; apolitik bir gençlik; proje avcısı, neoliberal, paragöz, lüks düşkünü, burnundan kıl aldırmayan öğretim üyeleri; marketlere boğulan bir kampüs; şenlik diye uyuşturucu çekilen ve alkol duvarı aşılan bir yılsonu festivali ile ODTÜ son yirmi-otuz yıldır bir başka kimliğe büründü.  Ama tüm bu neoliberal üniversite anlayışının kampüse yerleşmemesi için çırpınan, didinen ve yine karşılık gözetmeyen halk çocukları ODTÜ’nün bir piyasaya, şirket veya işletmeye dönüşmesini elinden geldiği kadarıyla engellemeye çalıştılar. Hala çalışıyorlar. Cop ve gaz yediler ama yine yılmadılar. Kantin boykotları, McDonalds’a karşı verilen mücadele, memleketin uzak diyarlarındaki yoksul öğrenci ve köylüler için girişilen kampanyalar, topluluk çalışmaları çerçevesinde yeniden üretilmeye veya canlı tutulmaya çalışılan halk kültürü ve kampüs içinde yapılan bir yığın etkinlik, idealist ve devrimci ODTÜ imgesini ete-kemiğe büründüren gerçeklikler ise, ODTÜ rektörlüğü bunları reklam ve tanıtımında neden kullanmaz? ODTÜ arazisini ve özellikle Eymir gölünü rantiyeye peşkeş çekmek için zaman zaman salvo atan Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e en sağlam yanıtı veren ODTÜ öğrencisinin bu eylemi idealist ve devrimci değilse, o zaman nedir idealizm ve devrimcilik?
ODTÜ rektörlüğünün yaptığı bu reklam ve tanıtım filmi abestir. Abestir, zira ODTÜ, aslında yönetimden kaynaklı bir yığın baskının olduğu bir üniversitedir. Liberal, özgürlükçü ve rahat ODTÜ havası, resmi bir kandırmacadır.
 
İnanmıyorsanız bunu öğrencilere sorun ya da ODTÜ’lü muhalif, devrimci, her türlü ayrımcılığa karşı öğrencilerin çektiği 1.51 dk/saniyelik filmi Youtube’dan bulun izleyin. O karşılık ve bir çıkar gözetemeyen ODTÜ öğrencisinin ağzından ODTÜ’de yaşanan sınırlamaları, yasakları, ayrımcılıkları ve bin bir çeşit sorunu (yemek, gaz, engelli öğrenciler, Teknokent, topluluk vs.) öğreneceksiniz. O halde, sormak lazım: ODTÜ, diğer kamu ve özel vakıf üniversiteleriyle nasıl yarışacak? Daha doğrusu, yarışmak zorunda mı? Reklam ve tanıtıma ihtiyacı var mı?
 
Öğrencilerin alternatif tanıtım filminde denildiği gibi, artık ODTÜ’de özgürlük, çimlerde gitar çalmaktan ibarettir. Buna ODTÜ ruhu diyorlarmış. Devrimci öğrenciler de bu ruha şarlatanlık diyorlar. Şarlatanlık, ODTÜ’ye değil, özel vakıf üniversitelerine yakışır. ODTÜ, özel değil bir kamu üniversitesidir.      
             
  
 


2183 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı