eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Eğitim neden paralı?
20/11/2012

Matbaanın keşfinin yol açtığı birçok olumlu sonuç olduğunu biliyoruz: Ulusal dillerde eserlerin basılması, matbu yayın sayısının artması, kitap fiyatlarının ucuzlaması, okuryazarlığın yaygınlaşması, modern okul ve eğitim sistemine geçilmesi vs. Kapitalizmin yeni gelişme (emergent) dönemlerinden itibaren, yani 15. yüzyıldan başlayarak gelişen süreçte yeni bir üretim biçiminin hâkimiyetinin üstyapıdaki kurumlarda dönüşüm yaratmaması beklenemezdi. Aile, hukuk, siyaset, din gibi eğitim de kapitalizmin üretici güçlerine göre şekillenmiştir. Ortaçağlardaki skolâstik eğitim büyük ölçüde kuramsal ve fakat ilahi (teolojik) temelde işlemiştir. Dogmatik olan bu eğitim sisteminde düşünsel melekeler piramidin en üstünde yer alırken el işleri, ticaret, zanaat ve esnaflık Tanrı’ya en uzak meşgaleler olarak görülmüş ve Kilise tarafından her daim küçümsenmiştir. Aslında bu, Antik Yunan ve Roma döneminden kalan bir mirastı ve Katoliklik bu anti-proleter tavrı yüzyıllar boyunca yeniden üretmiştir: Kendi iktidarını meşrulaştırmak için.

Kapitalizmin yeni bir işgücü için okulu modernleştirmesi

Fakat ortaya çıkan yeni bir sınıf, burjuvazi bilhassa 17. yüzyıldan itibaren eğitimi doğrudan değil ama dolaylı etki etmeye başlamıştır. Coğrafi keşifler, yeni kıtaların bulunması, bakir topraklardan taşınan zenginlikler (başta altın olmak üzere) Avrupa’da önce ticareti canlandırmış, ticari birikimler ise 1750-1850 arasında Sanayi Devrimini ateşlemiştir. Avrupa’nın üretici altyapısı dönüşürken, sermaye kendi işine yarayacak bir işgücünün yetiştirilmesi konusunda yavaş yavaş söz sahibi olmaya başlamıştır. Kapitalizmin iktisadi çıkarları, modern okulu biçimlendirmiş; örneğin, tek sınıflı okullar yavaş yavaş yaşlara göre ayrılan, belli bir alanda (ticaret, genel kültür, meslek, din vs.) uzmanlık eğitimi veren modern okullara dönüşmüştür.  Bu süreçte üniversiteler de geleneksel kısıtlayıcıların (Kilise, feodal bey, yerel yönetici vd.) etkisinden kurtularak daha özgür ve özerk bir bilimsel yapı kazanmaya başlamıştır. 19. yüzyılda modern şeklini alan ulus-devletler, bilhassa 1789 Fransız Devrimi sonrasında okulu, ülkenin geleceği için gerekli olan yeni ve fakat devlete bağımlı kategorisini-yurttaş birey- yetiştirmekle sorumlu tutmuşlardır. Bu yüzyılda gelişimin motoru olarak büyük bir işlevsellik atfedilen eğitim kurumu ve onun okullarının daha rasyonel, verimli ve etkili olması için sürekli olarak potansiyelleri artırılmaya çalışılmıştır. Bu arada Avrupa kapitalizmi geliştikçe üretim artmış, çeşitlenmiş ve yaygınlaşmıştır ama sürekli olarak eğitimli bir işgücü ihtiyacı da kendini hissettirmişti. Kapitalizm geliştikçe kırsal bölgelerdeki üretimler sanayiye yönelik olarak yeniden dizayn edilmiş, teknolojinin tarıma girmesi sonucu köylüler işsiz kalmış, işsizler de proletaryayı oluşturmak üzere kentlere akmışlardır.

Okul eğitimi ile proletaryanın sisteme entegre edilmesi

Ancak kente akan proleterlerin beceri ve bilgi seviyelerinin düşüklüğü burjuvazi için istenilir bir şey değildi. Burjuvazi ulus-devleti eğitim reformundan geçirmeye çabuk ikna etmiştir. Bundan böyle okul, daha pratik bilgiler verecek, üretime dönük beceriler öğretecek, iş yerlerindeki alt ve orta kademe konumlar için işgücü üretecekti.  Bu da yetmez; okula yeterince ilgi göstermeyen veya geçinmek için okula gitmekten ziyade çalışmak zorunda olan kentsel ve kırsal proleterlerin çocuklarının okula düzenli ve daimi bir şekilde çekilmesi gerekiyordu. Bunun yolu da ulusal eğitimi zorunlu, kitlesel ve parasız yapmaktan geçiyordu. Bu hedef 19. yüzyılda büyük ölçüde başarıldı. Böylece okul nüfusları arttıkça arttı, niteliği yükselen eğitim sonucu işgücünün kalitesi yukarıya çıktı ve eğitim sosyal, yani parasız bir hak olarak zihinlere yerleşti. Kapitalist devletler, zorunlu, kitlesel ve parasız okulu, proleterleri sisteme bağlamakta ve kendi konumun meşrulaştırmakta sonuna kadar kullandı.

Neoliberal ya da metalaşan eğitim

Fakat tüm bu tablo 1980’li yılların başlarından itibaren değişmeye başladı. 1980’lerin başlarında İngiltere’de muhafazakâr Thatcher hükümeti, ABD’de Cumhuriyetçi başkan Reagan, daha rekabet edebilir bir devlet ve şirketler dünyası kurmak için devletin küçültülmesi, yani halka sağladığı sosyal hizmetlerin minimuma indirgenmesi gerektiğini ileri sürdüler. Böylece sosyal güvenceler budanmaya, başta eğitim ve sağlık olmak üzere sosyal hizmetler paralı hale getirilmeye, bu hizmetler piyasalaştırılmaya başlandı. Geçmişte parasız, kitlesel ve zorunlu bir hak olan eğitim artık piyasalarda satılan bir meta haline geldikçe, “kullanan öder” anlayışı geniş kitlelerin zihinlerine yerleştirildi. Buradaki mantık şudur: Kaliteli bir meta/mal (bir hizmet olarak eğitim) istiyorsan, parasını ödemelisin. Bu mantığı güçlendirmek için de eşzamanlı olarak devletler kamusal eğitimi desteklemekten, ona ayırdığı bütçeleri azaltmaktan yana tutum aldılar. Bugün artık neredeyse tüm dünyada-bazı Latin Amerika ülkeleri, Küba, Kuzey Kore hariç-eğitim satılık bir meta haline getirildi. Küreselleşen kapitalizm eğitimi iki boyutta kullanmaya başladı: Neoliberal değerleri yaygınlaştırmak (toplum yerine birey vardır; rekabet eden, çıkarlarının farkında olan, yırtıcı birey) ve eğitimi büyük bir piyasa haline getirerek para kazanmak. Bugün tüm dünyada özel üniversiteler, özel okullar, dershaneler, etüt merkezleri, danışmanlık-enformasyon büroları, kurslar vs. eğitimin artık “sektör” olarak tanımlanmasına yol açmıştır. Neoliberal eğitim felsefesine göre yeniden dizayn edilen eğitim neoliberal işletme-iktisat dilinden devşirilen kavramlar çerçevesinde tanımlanmaya başlamıştır: Sektör, girdi, çıktı, yönetişim, vizyon-misyon, kalite, verimlilik vs.

Eğitim neden paralı hale geldi?

Bazı yanıtlar verebiliriz: İlk olarak, eğitim ortamlarının sosyal muhalif düşünce ve hareketlerin yeşerdiği ve ayağa kalktığı yerler olması istenmiyor artık. Özellikle öğrenci hareketlerinin yok edilmesinde en etkili mekanizma eğitimin paralı hale getirilmesidir. Para verince paranızın karşılığını aramak gibi bir tutum içine giriyorsunuz. Böylece dünyayı değiştirmek yerine, kendinizi kurtarmaya bakıyorsunuz. İkinci olarak, eğitim artık önemli yatırımlar arasına girmiş durumda. Herkes çocuğunu bir sermaye olarak görüyor. Bu sermayeden maksimum getiri elde etmek için onun değerlenmesi gerekiyor. Değerlenmesi için de çocuğa en iyi, en kaliteli, en uzun vs bir eğitim aldırmak gerekiyor. Üçüncü olarak, bilindiği gibi kapitalizm şirketlerin rekabetine dayalı bir sistem; piyasaların varlığını öngerektiriyor. Fakat şirketlerde rekabet ideolojisinin daimi kılınması için bireylerin bu rekabet ideolojisini içselleştirmeleri gerekiyor. Bunu da en iyi okullarda sağlayabilirsiniz: Bol sınav yaparak, az sayıdaki kaliteli okulun taban puanlarını hep yukarı çekip öğrencileri daha acımasız yarışların içine iterek, onları yarışma için canlı tutarak yapabilirsiniz bunu.

Eğitimle çürümeyi durdurmak

Fakat dünyada yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu yoksul. Eğitime verecekleri para ya yok ya da çok sınırlı. Böyle olduğu için okul, en azından yönetici yetiştiren okullar, onların çocuklarının sınıf atlayabileceği veya en azından statülerini yükseltebilecekleri yerler değil. İktidarlar yoksulların yukarı çıkmalarını engellemek için eğitimi paralı hale getiriyorlar. Yukarı derken, sınıf atlamayı değil, bilinçlenmeyi kast ediyorum. Bugün eğitimin paralı hale gelmesinden dolayı dünya daha bir bireyci hale geldi, sosyal değerlerini unuttu. Bunda gelişen teknolojinin-başta cep telefonları, facebook gibi sosyal medya olmak üzere-de önemli bir payı var. Eğitim sosyal bir hak olmaktan çıkıp metalaştırıldıkça gerçek işlevini-aydınlatma, bilinçlendirme vs-de yitiriyor. Bu, toplumsal çürümenin başladığı noktadır. Çürümeyi durdurmalıyız.          

                   

 


1256 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı