eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Taksim direnişinin içini boşaltma
13/06/2013

Taksim direnişinin içini boşaltma

 

Özellikle son birkaç gündür Taksim Gezi Parkı ile başlayan direnişin çeşitli biçimlerde içinin boşaltılmaya çalışıldığını görmemek mümkün değil. Bu operasyonu hükümet, devletin güvenlik teşkilatı ve liberal yazarlarla birlikte yürüttü, yürütmeye de devam ediyor. Öncelikle, tüm yurdu saran bu direnişin politik bir “halk hareketi” olduğu, doğrudan hükümetin istifasını istediği, eşitsizlik ve adaletsizliklere karşı bir “başkaldırı” olduğu ısrarla gizlenmek istendi. Devlet ile liberal tayfanın tezlerine göre, Taksim direnişine katılan gençler, aslında apolitik, örgütsüz, hiçbir partiye üye olmayan, hayatında ilk kez eyleme katılan, sosyal medyadan başını kaldırmayan, dünyadan habersiz gençlerden oluşuyormuş. Bu gençler, iyi muhit çocukları olarak lanse edilip sadece çevreci olarak kodlandılar. Kimi liberal yazarlar, kaliteli okullarda okuyan ve kimi master-doktoralı olan bu gençlerin “hızlı, cesur, patronsuz, örgütsüz ama bir o kadar da tepkisel bir kalabalık” olduğu iddia ettiler. Bazıları da yaptıkları kamuoyu yoklama araştırmalarında bu gençlerin aslında hükümetin sadece çevre politikasına karşı olduklarını ileri sürdüler. Tezlerine göre gençlerin tüm derdi, hükümetin yapacağı icraatlarda kendilerine de danışılmasıymış. Giderek direnişçi gençlerin lümpen, işi mizaha döken zıpır bir gençlik olduğunu, onların duvarlara, araçlara ve sosyal medyaya yazdıkları grafiti tarzındaki sloganlardan çıkardılar. 

“Türkiye Sivil Toplumu”

Erdoğan’ın direnen gençleri ve bir bütün olarak halkı çapulcu, marjinal, ayyaş, terörist olarak yaftalarken liberal kalemler ile güvenlik güçlerinin de yaptıkları çeşitli kasti yönlendirmelerin tek bir hedefi olsa gerek: Direnişin halk, emekçiler ve özgürlük talebiyle olan bağlantısını kesip onu önemsizleştirmek, içini boşaltmaktır. Direnen gençlerin “anti-otoriter, anti-hiyerarşik, emir-komuta zinciri içinde işlemeyen bir yapısı” olduğuna dikkat çeken, gençlerin tek sıkıntısının otoriter, baskıcı yönetim ve polis şiddeti olduğunu iddia eden liberaller en sonunda tüm bu halk hareketinin “Türkiye Sivil Toplumu”nun bir eseri olduğunu açıkladılar. Ek olarak, onca ölüm ve yaralanmanın sadece bir “haysiyet mücadelesi” olduğunu ileri sürecek kadar işi ahlakileştirdiler. Bu haysiyet mücadelesini de Başbakanın üslubu, yaşam tarzı, alkol, kürtaj, köprü, havaalanı, etiketleme, ötekileştirme meselesine indirgeyerek halkın, bilhassa gecekondularda, kentlerin varoşlarında verdikleri sınıf mücadelesini görmezden geldiler. Onlara göre asıl mesele, halkın, hükümet karşısındaki yıpranan hasiyetiydi; yoksa AKP’nin temsil ettiği neoliberal kapitalizmin yarattığı bin bir sorun değildi.  

Çiçek Çocuklar…

Bu direnişte halkın AKP’nin neomuhafazakâr politikaları kadar neoliberal politikalarının da tepki çektiğine neredeyse hiç değinilmedi. Liberaller direnişle ilgili olan her şeyi simgeselleştirip adeta direnişçi gençlerden Batı tarzı “çiçek çocuklar” yaratmaya çalıştılar. Gençlerin polise ve hükümete karşı en sıkı silahlarından biri olan mizahı bile liberaller basit bir sanat oyununa çevirmekte beis görmediler. Öte yandan toplumun her kesiminin bu eylemlerin içinde olduğu yanılsaması yaratıldı. Bazı TV ve gazetelerdeki liberaller, ülkücülerin eylemlerde sanki kitleler halinde yer aldığı yanılsamasını pişkinlikle ürettiler. Oysa ülkücüler, sadece TGB’lilerin olduğu yerlerde eylemlere katıldılar ve fakat sayıları önemsenmeyecek derecede azdı.  

 

“Y Gençliği” vs “Sosyalist Gençlik”

Hâlbuki “Y Gençliği” veya “90 Gençliği” diye tanımlanan gençlerin içinde çok sayıda örgütlü, öncesinde epey bir eylem deneyimine sahip, polis şiddetinden epeyce nasibini almış, kent merkezlerindeki mal ve hizmetleri satın alamayacak kadar yoksul olan sosyalist gençlerin esamisi okunmadı. Taksim Gezi’ye bakıp buradaki gençlerin sadece çevreci oldukları, dertlerinin politika değil doğa olduğu propagandasını liberaller hükümet ile birlikte başarıyla yerine getirdiler. Hükümetin de işine geldi bu liberal-ekolojik tezler ve bir noktadan sonra tüm direniş ağaçlarla sınırlı kaldı ya da ağaçlara indirgendi. AKP’nin özelleştirmeler, rant ilişkileri, eğitim ve sağlığı metalaştırması, partizanlık, doğa katliamları, TOKİ belası gibi sosyal devletin içini boşaltan uygulamalarından neredeyse hiç bahsedilmedi. Gençler bunları hiç bilmiyormuş, bu konular onların sanki hiç de derdi değilmiş gibi davranıldı. Liberallerin ısrarla vurguladığı bir başka nokta da, Gezi gençliğinin parktaki anti-kapitalist Müslümanlara kol-kanat germesi üzerinden aslında tüm inançlara saygılı olduğunun vurgulanmasaydı. Evet, öyleydi ama burada yine bir başka numara çevrilerek direnişin radikalleşmesinin önüne geçilmeye çalışıldı. İnanç, hoşgörü, tanıma, birlikte yaşama kavramları bol bol kullanılarak direnişe liberal bir içerik veya sıfat yakıştırıldı.

Liberallerin çizdikleri hayali resim

Liberal medya ve yazarlar Taksim Gezi Parkındaki gençlere bakıp hayali bir resim çizdiler. Bu resim, liberallerin çok istediği malzeme ve renkler (çokkültürlülük, hoşgörü, birbirini tanıma/onaylama vs.) kullanılarak yapıldı. Çizilen resmin tam ortasına konulan mesaj, yani “örgütsüz örgütlülük” kendi içinde tuhaf bir çelişki oluşturdu. Sosyalist örgüt ve gençlerin katılım, mücadele, coşku ve direnişlerini görmezden gelip hayali bir direnişçi “çiçek çocuklar” resmi çizen bu liberal ressamlar için en büyük korku, bu halk ayaklanmasının sınıfsal bir karakter kazanmasıydı. O yüzden devlet, AKP ve İstanbul Valisi, liberallerin çizdiği resmin işlerine ne de çok yarayacağını anlayıp bir noktadan sonra hemen harekete geçtiler. Bilhassa İstanbul Valisi, Taksim’deki marjinal unsurları (sosyalist örgüt ve gençler) asıl tehlike ilan edip onları çiçek çocuklardan ayırmaya başladı. Vali’nin ısrarla Gezi’ye dokunulmayacağını, asıl dertlerinin alandaki marjinal unsurlar (sosyalist örgüt ve gençler) olduğunu söylemesinin nedeni buydu. Ama olanlar oldu; son polis saldırısında geleneksel Türk devlet aklı ve şiddetinden kimse kaçamadı, herkes payını aldı. AKP, hükümeti zaten çok önceleri liberallere akıl danışmaktan vazgeçmiş ve onları tarihsel ittifakın dışına itmişti. Ama kurnaz Başbakan, kriz zamanlarında işe yarar liberal tezlerden de yararlanmayı hep sürdürdü. Barış meselesi, Akil adamlar ve nihayet Taksim direnişinin bastırılması. Tüm bunlar, AKP’nin inanılmaz bir manevra kabiliyeti olduğunu gösteriyor. Ama eskiyen araçların giderek manevra kabiliyetlerini kaybettiği de eşyanın doğası gereğidir. Eskime ve iş görememe, bir noktadan sonra daha da hızlanır. O zaman liberallerin de tezleri işe yaramaz. 

Not: Bu direnişe katılan ülkemin o cesur tüm gençlerini gönülden selamlıyor, ölenlerin ailesine baş sağlığı diliyor, yararlananlara da geçmiş olsun diyorum. Mücadeleniz, mücadelemizdir.                        

          



2121 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
Üç de yetmez, ver Allah’ım ver! - 08/02/2013
Üç de yetmez, ver Allah’ım ver!
 Devamı