eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Öğrenci davranışı ve bilgi
22/11/2011
 

Öğrenci davranışı ve bilgi

Kemal İnal

inalkemal@gmail.com

 

 

2004 yılında ilköğretim müfredatı değiştirildi. Ve buna AKP eğitimde devrim dedi. Önceki müfredat “davranışçı” olarak tanımlandı ve fakat musibetlerin kaynağı olarak ilan edildi. Buna göre eğitimdeki ezberciliğin, tek boyutlu düşünmenin, ötekini yok saymanın, tek yönlü nedenselliğin, bilimsel bağnazlığın (!), öğrenememenin, öğrendiğini uygulamaya aktaramamanın sorumlusuydu davranışçılık. Newton fiziği, modern bilim anlayışı ve aydınlanmanın bir ürünü olarak görülen bu yaklaşıma böylece eğitimde son verildiği açıklandı. Postmodern dönemde yaşıyorduk artık. Bilgi yerine “bilgiler”, Kültür yerine “kültürler”, Bilim yerine “Bilimler” vardı. O halde görelilikçi, Kuantumcu (Parçacık Fiziğinden parçacı-yamalı bohçacı yaklaşıma), birden fazla bilme yolunun olduğu postmodern dönemde bilim dışı bilme yolları da geçerli olmalıydı: Din, fal, mistik düşünceler, her türlü geleneksel bilgi ve bilme yolu, atadan kalma yöntemler… Herkesin bilgisi, demokrasinin gereği nedeniyle müfredat ve ders kitaplarına girmeliydi. Çokkültürlü dönemde yaşıyorduk nitekim. Ve en önemlisi de, bilgi/enformasyon toplumunda öğrenciye yukarıdan (merkezi devletten) dikte edilen “tek yönlü”,”laik”, “aydınlanmacı”, “modernist” bilgiler empoze edilmemeliydi. Artık öğrenci merkezli eğitimde moderatör (kolaylaştırıcı ama gerçekte acaba neyin kolaylaştırıcısı?) rolü biçilen öğretmen sadece belirli bilgileri, öğrenciye, onun başka bilgileri inşa etmesi için vermekle yetinmeliydi. Buna İnşacı Yaklaşım dendi.

 

Her türlü bilginin piyasada metalaştırıldığı bir dönemde MEB’in bilgide görelilikçi, inşacı, piyasacı ve bireyci yaklaşımlara prim vermesi tesadüf değil. Öğretmenin de öğrencinin bu piyasa için bilgi inşa etmesinde bir kolaylaştırıcı olarak tayin edilmesi de rastlantı değil. Bilimsel bilginin, deneyerek öğrenmenin, kuramsal yaklaşımların, entelektüel eğilimlerin itibarının kaybettirildiği bir konjonktürde yaşıyoruz. Ve bu konjonktürde eğitim üzerindeki postmodern etki hakimiyet kurmuştur. Evrim teorisine, Aydınlanma ve moderniteye, bilime, nesnelliğe, rasyonalizme, hurafeler, din, mistisizm, geleneksel kadim bilme yolları, çeşitli post akımlar nezdinde yapılan saldırılar boşuna değil. Bilimsel standartlar yerini piyasa standartlarına bırakmıştır. Frank Furedi’nin Nereye Gitti Bu Entelektüeller? adlı kitabında belirttiği gibi, “eğitimsel bilgi” yerine “kişisel bilgi” öne çıkarılmaktadır. Her türlü kişisel bilgi ve deneyimin bilimsel kurumlara, okullara ve çeşitli öğrenme ortamlarına “Öteki”nin bilgisi olarak sunulduğu böylesi bir konjonktürde büyük harfler Bilim geleneği ciddi bir prestij kaybına uğramaya başlamıştır. Furedi şöyle der: “Okullarda çocukların öznel tecrübeleri, hatırı sayılır bir otorite kazanmıştır. Buradan hareketle öğretmenlere verilen rol, bu tecrübenin dışında kalan bilgi öğretimi değil, çocuğun evvelce ulaştığı içgörüleri işlemek ve ortaya çıkarmaktır.” Bu noktadaki yanılsamaya dikkat çekmek gerekir: Öğretimin merkezinin öğretmenden öğrenciye kaydırılması, okulda bilimsel ve eleştirel bilginin artışıyla sonuçlanmamaktadır. Öğrenci bilgisinin önemli bir kaynağı ya dershane ve kurs gibi ortamlardır-ki buralarda üretilen, “test bilgisi”dir- ya da medyadır-buna da “medya bilgisi” diyebiliriz. İkisinde de öğrencinin kendi çaba, emek ve inisiyatifiyle ürettiği bir bilgi yoktur. İkisi de piyasa bilgisidir. Satın alınabilir niteliktedir. Öğrencilerin kendi tecrübelerini ululayan postmodern felsefeler, öğrencilere meta-bilgiler yerine mikro-öznel bilgiler verilmesini asıl bilim saymaktadır. Asıl sorun da zaten burada başlamaktadır.

 

 

İnşacı yaklaşımın kabul edilmesinin üzerinden yedi yıl geçti. Geriye dönülüp bakıldığında durum nedir? İnşacı yaklaşımın sözde merkeze aldığı öğrenciler bir yığın proje ve performans ödevleri yaptılar; onlar hakkında öğrenci ürün dosyaları (portfolyo) tutuldu; risk değerlendirme çizelgelerine tabi tutuldular; İKS çerçevesinde kendilerine ve velilerine anketler uygulandı; çok çeşitli testler çözdüler, özel öğretim kurumlarının (dershane, kus vs.) yollarını tutular; ve habire bilgi üzerinden yeni bilgiler inşa ettiler (mi?). Sonuç: Sorgulama, problem çözme, entelektüel gelişim, anadilini becerili kullanma gibi bir dolu modern yetiyi kazanamadılar. Oysa, Aydınlanma denilen gelenek, konu-temelli yaklaşımı önemseyerek öğrencilerde ciddi düzeyde davranış değişimini gerçekleştirebilmişti. Zaten eğitim, düşünsel ve uygulamalı davranış değişiminden başka nedir ki?

 

Bilginin asıl otoriteleri (üniversiteler, çeşitli bilim ve araştırma kurumları, okullar vs.) değer kaybettikçe, bu değerleri kaba bir modernite eleştirisiyle yerin dibine batıran her türlü siyasi ve kültürel iktidarlar öne çıktıkça, sistemli çalışma, araştırma ve deneysellikle elde edilen nesnel bilgiler öğrencilerden daha da uzaklaştırılmaktadır. Bilginin “sosyal inşa” diye tanımlanması, nesnel bilgiye ulaşmadaki deneysel yöntemler yerine öğrencilerin her türlü öznel içgörülerine seslenmek olur. Furedi’nin dediği gibi, “süreçsel bilgi”, “örtük bilgi”, “eylemli öğrenme”, “deneysel öğrenme” vs tüm bunlar öğrenme yollarının çokluğuna işaret ediyor ama maalesef buradan demokrasi ve Bilim çıkmıyor. Zira okulun zincirlendiği piyasa tanrısı, entelektüel bilgiye önem vermeyi engellemektedir. Artık öğrenciler, her türlü bilgiye “bu benim ne işime yarayacak?” diye yaklaşmaktadırlar. İş yaramak ile piyasada karşılık bulma arasındaki örtüşmeye dikkat etmek lazım. Öğrenciler nesnel, toplumsal ve deneysel bilgi yerine teknik bilgiye yönelirken resmin büyüğünü göremez hale gelmekte ve fakat mikro-bilgiler geliştirmeyi kendi kaderine sahip olmak gibi bir yanılsamayı kapılmaktadırlar. O nedenle, eğitim dünyasındaki postmodern bilgi, bilim ve öğrenme yaklaşımlarını saptayıp bunları daha fazla deşifre etmeli ve eleştirmeliyiz.

 



1759 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı