eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
ODTÜ’lü öğrenci ne okumalı?
28/12/2012
Başbakan Erdoğan’ı protesto eden ODTÜ’lü öğrencilere sorguda hangi kitapları okudukları da sorulmuş. Polis birçok soru yöneltmiş öğrencilere ama benim en çok ilgimi çeken bu soru oldu. Bu soruyu ben de yıllardır öğrencilerime sorarım; daha çok da dönem başlarında. Ama polis ile aramda önemli bir fark var: Polis, sorduğu bu soru üzerinden öğrencilerin örgütsel bağını ortaya çıkarmaya çalışırken ben onları başkalarının fikirlerinden yararlanmayı öğrensinler diye örgütlerim. Popüler, çok satan ve “light” kitaplar dışında her tür kitabı öneririm onlara. Öğrencilerimin okuma aç(l)ığını, kimi zaman dezavantaj olarak görsem de, çoğu zaman avantaj olarak değerlendiririm. Locke’un “tabula rasa” (boş zihin) dediği şey; balmumu gibi biçimlendirilecek bir zihinle karşı karşıya kalmak, aslında öğrencilere çağdaş ve bilimsel değerleri aşılamak bakımından büyük bir avantaj olsa gerek.

Polisle aramdaki bir başka fark da şu: Polis, öğrencilere ne okuyorsunuz diye sorup da cevap alamadığında, bunu bir inkâr sayıp hiddetlenebilir, akıllarını çelen kaynağı öğrenmek için öğrencilere kötü davranabilir. Aynı soruyu ben de sorarım öğrencilere, yanıt alamadığımda da kızarım; bilirim ki okumamışlardır. Yine de “neden şu kitabı okuyorsunuz?” diye sormak yerine, niye okumadıklarını sorarım. Niye okuyorsun değil, neden okumuyorsun!

Öğrenci, bizim gibi oku diyenle okuma diyen polis arasında sıkışıp kalmış durumda.

Gözaltına alınan ODTÜ’lü öğrencilerin verdiği bilgilere göre ev aramalarında ele geçen kitaplar, Nihat Behram’ın “Darağacında Üç Fidan”, Lenin’in “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı” imiş. Polis, afiş, dergi ve fotoğrafların yanı sıra bu yasal kitapları da örgütsel belge diye dosyaya eklemiş. Burada ilgimi çeken şu: Polis, doğrudan bu tür kitapların içeriğine ilişkin bir soru sormamış. Herhalde bilgisizliğinden olsa gerek soramazdı da. Ama derdi içerik değil. İçinde ne yazdığını da merak etmez-etseydi zaten polis değil, aydın ya da bilim insanı olurdu. Öyle olsaydı başka tür bir polisle karşı karşıya kalırdık. Polisin yapmaya çalıştığı şey, bir suç unsuru olarak gördüğü kitap (ve afiş, fotoğraf, dergi vs.) üzerinden bir suç unsuru oluşturacak örgüt bağlantısı keşfetmek. Burada asıl mesele, kitabı suç unsuru olarak kullanmak değil, suçu keşfedilmek için kitap, dergi, afiş ve fotoğraflar gibi basılı materyallerden hareket etmek. Bu, tam da polisin çaresizliğini göstermiyor mu? Bu öğrenciler, polisin anladığı anlamda “kitapsız” değiller. Kitaplı oldukları için hala kafaları çalışıyor ve sistemi iyi etüt edebiliyorlar. Hem Göktürk-2 üretebiliyor hem de aydınca tavır alabiliyorlar. Uzaya da ilgileri var toplum sorunlarına da. Böyle de olması gerekmiyor mu?

Türk polisinin ayrımcı olduğu iyi bilinir. Mesela arada bir ele geçen ülkücü satırını teşhir ettiği görülmemiştir pek. Ama Marx, Lenin, Stalin kitapları örgütsel doküman olur hep. Şu bir gerçek: iktidar öğrenciyi de onun okuduğu kitabı da sevmiyor. İstediği şey, öğrencilerin belli tipteki kitapları okumaları. Mesela ecdatı, “peygamber efendimizi”, Osmanlının savaş zaferlerini anlatan kitapları okumalarını istiyor olabilir. İyi de ODTÜ öğrencisi bunları okuyup da nasıl bilim insanı; mesela fizikçi, sosyolog veya mühendis olacak? Bu talim ve terbiyeden özgür kafa yetişmeyeceğini bilen ODTÜ öğrencisinin bilgi, becerisi ve deneyimi ile Göktürk-2 üretildi. Başbakan da onu uzaya fırlattı. İyi, güzel. Ama burada Başbakanın ODTÜ öğrencisine teşekkür etmesi gerekmez miydi? Ya da Başbakanın sadece polis şeflerini dinlemek yerine ODTÜ öğrencisini de dinlemesi işin gereği değil midir? Başbakan öğrencileri dinlemiş olsaydı, hem Göktürk-2’nin nasıl yapıldığını öğrenmiş olur hem de ODTÜ’lü öğrencinin aydınca tavrıyla tanışmış olurdu. Hem teknik hem sosyal kazanç!

ABD emperyalizminin Ortadoğu’yu denetim altına almak için Amerikan kampus üniversite modeline göre kurduğu bu üniversite, ilginçtir, ülkemizin bir yandan mühendislik, mimarlık gibi alanlarında parlak öğrenciler yetiştirip önemli araştırmalara imza atarken öte yandan da toplumsal sorunlara aydınca muhalif ve müdahil duyarlılığıyla öne çıkmıştır. Sırf bu yüzden bile Başbakan’ın ODTÜ’yü suçlamak yerine alkışlaması gerekirdi. Oysa gelinen noktada ODTÜ öğrencisinden terörist çıkarmaya yeminli bir yargı ve polis kafasıyla Türkiye’de muhalif üniversite geleneği tümüyle yok edilmek isteniyor.

Yazının başlığındaki soruya gelince: ODTÜ öğrencisi canının istediğini okur. Çünkü ODTÜ’de hala bilim var, hurafe yok. Yalakalık yok, muhalefet var. İleri demokrasinin cilvesi işte!


1910 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı