eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Eğitim üzerinden TÜSİAD ve AKP Kavgası
06/03/2012

TÜSİAD’ın AKP ile bu ikinci kavgası. İlki, 12 Eylül Referandumu nedeniyle yaşanmıştı. Görünürde AKP, TÜSİAD’ı 28 Şubat’ı eleştirmemekle, hatta sahip çıkmakla eleştiriyor. Eğitim, bu eleştirisinin görünürdeki zemini. Ama konunun aslı eğitim değil de, tüm kurumlar üzerinde bir iktidar paylaşımı kavgası olabilir mi? Buradaki kavganın asıl nedenini anlamak için küçük bir sınıfsal analize ihtiyacımız var.


TÜSİAD, sermayenin tepe noktası. Başkenti İstanbul olan büyük burjuvazinin en üst organı. En zengin işadamlarının sıkı bir örgütü. Derdi sadece ekonomi değil ve fakat siyaset başta olmak üzere eğitim, kültür, sağlık, din başta olmak üzere her alan. Kendini sivil toplum örgütü olarak tanımlaması ilginç. Sivil toplum örgütü birey-yurttaş ile devlet arasında aracı konumunu üstlenir. Ama TÜSİAD, böyle basit bir aracı konumla yetinecek zayıflıkta veya basitlikte bir örgüt değil. ‘Asıl ve tek iktidar benim’ diyor. Hükümetler düşürmesi veya hükümetler kurması, asıl uğraşlarından biri. Resmi ideolojisi, Kemalizm değil, neoliberalizm. Toplumun tümünü kapsamak, her yerde varlığını hissettirmek istiyor. Total bir sermaye anlayışı var. Her şeyin, alınıp-satılmasından yana. Piyasa, asıl Tanrısı.

TÜSİAD, bir sınıf örgütü ama 1990’dan bu yana Türkiye’nin ekonomik ve sosyal politikalarını belirleyen neredeyse tek etkili örgüt. Son yirmi yıldır yazdırdığı birçok raporda istediği tüm politika ve öneriler hayata geçti. Geçmesini sağladı. Bugün eğitimin neoliberalleştirilmesini ekonomik olarak TÜSİAD tasarladı, siyaseten ve pedagojik olarak uygulayan AKP oldu. Peki, eğitim konusunda görüşleri neredeyse örtüşen, pedagojiye bakışları çelişmeyen bu iki örgüt, yani ekonomi (TÜSİAD) ve siyaset (AKP hükümeti) nasıl oldu da karşı karşıya geldi? Mesele sadece 4+4+4 şeklindeki kesintili eğitimle, kesintisiz eğitime son verilmesi mi? Kız çocuklarının erkenden okuldan ayrılıp başlarının bağlanması, evlendirilmeleri ve akabinde cinsiyet eşitsizliği mi? Çıraklık yaşının düşmesi, çocuk işçiliğinin yaygınlaşması mı? Kademeler arası geçişin belirsizleşmesi mi? İmam-Hatiplerin orta kesimlerinin açılacak olması mı? Yoksa meslek öğrenme yaşının aşağıya çekilmesi mi? 
 

Ya da bu kavganın asıl nedeni, büyük burjuvaziye hükümetin hala diz çöktürememesi mi? 
 

Elbette bunların payı var ve büyük. Belki mesele, AKP’nin “total toplum” anlayışının oluşturulmasında politikalarının eleştirisine tahammülünün kalmamasıdır da denilebilir. Fakat resim bundan da büyük. TÜSİAD, kesintili eğitime karşı çıkan ve kesintisiz eğitimi savunan Batılı “Reform”ist çevrelerin sözcülüğünü yapıyor. Kesintisiz eğitim, aslında 28 Şubat’ın değil, küresel sermayenin bir tasarrufudur. BM, UNESCO, Dünya Bankası gibi bir dolu uluslar arası kuruluş son otuz yıldır, liberal “Açık Toplum” anlayışının tüm dünyaya yerleşmesi için çabaladı. Küresel kapitalist şirketlerin talep ettiği insan gücünün yetiştirilmesinde ilk görev okullara verildi. Bu bağlamda liberal pedagojik anlayış, öğrenci merkezli eğitim, kız çocukların okutulması, mesleki eğitimin kalitesinin yükseltilmesi, ders kitaplarının içeriğindeki ayrımcı değerlerin ayıklanması, müfredatların yenilenmesi, davranışçı eğitim yerine inşacı eğitimin benimsenmesi gibi bir dolu reform önerdi Batı dışı ülkelere. Bu reformların projelendirilmesinde hibeler verildi, krediler açıldı, yabancı uzmanlardan yararlanıldı. Ulusal eğitim sistemleri tam anlamıyla küresel kapitalizmin piyasa ilişkilerine açıldı. Misyon değiştikçe vizyon genişledi.

TÜSİAD ve AKP, eğitimin özelleştirilmesi ve piyasalaştırılmasında anlaştılar. Kamu okulları itibarsızlaştırılarak özel okullara benzemeleri önerildi. Öğretmen yetiştirme, eğitim materyallerinin tasarlanması, ileri teknolojiye dayalı pedagojiye geçilmesi vs. Tüm bunları raporlarında öneren önce TÜSİAD oldu, uygulayan da AKP. Şimdi AKP, “yeter artık, bana akıl verecek pozisyonda değilsin” diyor TÜSİAD’a. Bu belki AKP’nin dediği şey ama söyleten MÜSİAD olabilir mi? Burada AKP, TÜSİAD’ın karşısına MÜSİAD ile çıkmak istiyor olabilir mi? Öte yandan, Cemaatin, TÜSİAD ile hiçbir tartışmaya girmemesi de manidar. Çünkü Cemaatin eğitim konusundaki görüşlerinin TÜSİAD’nki ile çeliştiğine dair bir emare yok. Kaldı ki, Cemaatin bir İmam-Hatip okulları takıntısı da yok, zira kendi okulları zaten var ve kendine yetiyor. Hatta Cemaatin, İmam-Hatip okullarını fazla geleneksel bulduğu bile iddia edilebilir.

Bu kavganın zemini çok kaygan ama emin olun, eğitim konusundaki bu tartışmayı kazanan kesinlikle TÜSİAD olacaktır. Çünkü TÜSİAD, her zaman sahibinin sesi olmuştur. O sahip de tüm dünyada uyguladığı küreselleşmeye dayalı neoliberal eğitimden zerre kadar sapılmasından yana değil. İki nedenle: Bir, küresel kapitalistler için eğitim hala neoliberallerin istediği işgücünün en önemli kaynağı durumunda. İki, “kamu okulları”nda yetişen milyonlarca öğrencinin ileride Batı karşıtı bir söyleme sahip olmaması için okullar hala çok önemli. O yüzden AKP, önce Sabancı/ERG’den, ardından TÜSİAD’dan, sonra da neoliberal medyadan ve üniversitelerden gelen eleştirileri anında dikkate aldı ve uzlaşma sinyalleri verdi. Mesele de bu: Kamusal eğitimin yok edilmesinde AKP+TÜSİAD işbirliği anında sağlanıyor. Sanki gizli bir el bunu hemen bu iki örgüte dikte ediyor. O halde sonuç şu olmalı: Bu tartışma biçime odaklanmış görünmekle birlikte, uzlaştığı hedef itibariyle kamusal eğitimin sosyal, demokratik ve parasız bir hak olmasını gündemden düşürmeye odaklıdır. Mesele eğitimin, kesintili ya da kesintisiz olması değil; ezilenlere kamu bütçesinden sağlanması gereken nitelikli eğitimdir. Bu da şunu gösteriyor: İktidar yanlıları eğitime işlevsellik yükledikçe (sınıf atlama aracı olarak okullar, nitelikli işgücünün yetiştirilmesi vs.) bizde eğitimi sınıfsal ilişkiler çerçevesinde daha fazla düşünmeliyiz. Zira eğitim, sınıf ilişkilerinden azade, sadece modernleşme ile ilgili bir alan değildir. Unutmamalı: Okullarda sadece kapitalizmin talep ettiği işgücü yetiştirilmekle kalınmaz ve fakat okullar, sisteme rıza üreten kurum olarak da kullanılır. Yani, kâr ve meşruiyet meselesi.



2489 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı