eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Öğrenci kantininin ekonomi-politiği
13/12/2011
  

Boğaziçi Üniversitesi’nden bir grup öğrencinin işgalinden bahsediyor medya bu aralar. Kampüste yer alan Starbucks’ı işgal eylemi. İşgalci öğrenciler bu mekanda menemen pişiriyor, derslerini çalışıyor, kitap okuyor, tüpte çay demliyor, tepsilerde dilimlenmiş salatalık ve peynir dolaştırıyor, fonda da türküler, şarkılar çalıyormuş. Anlaşılan mekan çok amaçlı kullanıma açılmış; dahası atölye, film gösterimi ve açık toplantılar, forumlar da gerçekleştiriliyormuş. Muhalif öğrenci gençliğinin klasik sosyalleşme mekanı, yani kantin+öğrenci evi havası kurulmuş gibi. Yeniden, bir kez daha. Bir nevi komün hayatı. Yüz yüze, teknolojiyi dışlayan gerçek sosyalleşmenin hayata geçirilmesi. Yüzlerde ‘iyi bir şey yapıyoruz’ inancı. Öğrencilerin rektörlükten talepleri de hayli öğrencice: düzgün, kaliteli ve ucuz yemek; kampüsler arası ulaşımın ücretli olmaması; öğrenci temsilci kurulunun işler hale getirilmesi; yönetimin öğrenci dilekçelerine cevap vermesi vs.

Anlaşılan, Batı dünyası muhaliflerinin borsa gibi finans kapitalizmin kalbini işgal etme girişiminden bizim payımıza kampüsteki Starbucks’ı işgal eylemi düştü. Eylemi küçümseyen, yanlış bulan, öğrenci romantizmi diyenler var. Bu liberal veya neoliberalleri tanıyoruz. Alkışlayanlar da var. Bu eylem, aslında eski kantin havasına bir özlem değil mi? Öğrenciler için sıkıcı ve zor derslerin ardından bir gevşeme, rahatlama ve diğer sosyallikler için oldukça doğal bir mekan olarak kantin hayatı her öğrenci için çok şey ifade eder. Ama en çok da muhalif öğrenciler için. Şöyle ki, kantin, devrimci öğrenci gençlik için tarihi anlamı olan bir mekan olmuştur her zaman. Öyle ki, SBF’li öğrenciler bu konuda bir kitap bile yazdılar: Kantindeki Politik Ekonomi. 1994-2001 arası SBF’nin alt kantininde üretilen öğrenci sosyalleşmesi ve siyasallaşmasının çeşitli yazılı, görsel ürünlerinden oluşan bu metinde dönemin öğrenci hareketinin demokrasi mücadelesi anlatılmış. Afişler, bültenler, dergiler, konuşma metinleri, dilekçeler, bildiriler, fotoğraflara yer verilmiş bu kitapta. Üretilen tüm bu materyallerin önemli bir özelliği var: Kantinde, sosyal bir mekanda, öğrenciye hitap eden bir kamusal alanda özgürce üretilmiş olmaları. Hedef, dünyayı değiştirmek. Harcamak değil, üretmek. Kantindeki kamusal-sosyal anlayışı tüm ülkeye, dünyaya yaymak.

Kantin, solcu öğrencinin kurtarılmış bölgesidir bir bakıma. Kantin devrimciliği diye küçümsenen bu mekanda elbette siyasetler arası savaşların yaşandığı çok olmuştur. Hala da oluyor kanımca. Üniversitelerde öğrencilerin gönüllerince düzenledikleri tartışma ve forum gibi etkinliklerini yaptıkları bir yerdir kantin. Orada bir bakıma özledikleri hayatı kurmaya çalışırlar. Duvarlar siyasi-akademik afişlerle doludur; masalar yayınlarla. Kantinleri politik çalışmalarında adeta fetişleştiren öğrenci sayısı az değildir. Birçok haklı talep bu mekanda somutlaştırılır. Protestolar en çok kantinde, sonra yemekhanede, ardından kampüsün nizamiye, kütüphane veya kongre merkezi gibi alanlarda ama en çok da kampüsün merkezi konumundaki meydanlarında gerçekleştirilir. Kantindeki hava aşama aşama tüm kampüse yayılır. Tüm kampus adete kantinleştirilir.

1980 sonrası üniversite gençliği için alanlara çıkmak çok da kolay değildi. Kantinler adeta yan yana durup çoğalabilmenin biricik mekanları idi. Öğrenci için çayın, sigaranın ve cepte taşınan kitabın en çok anlam bulduğu mekandı kantinler. Ama sonrasında Bilkent ile birlikte küreselleşmeyle özdeşleşmiş markalar kantinleri alaşağı etmeye başladı. Simit, çay, gazoz ve sandviç ile özdeşleşen kantinlere rakipler çıktı. Ucuz çayın yerini pahalı hamburger aldı. Yavaş yavaş kantinlerden restaurantlara geçildi. Kantin ile birlikte öğrenci yemekhaneleri de önemsizleştirilmeye çalışıldı. Zira bu iki mekan, kapitalist işgalciler için kârlı alanlar değildi. Giderek öğrenci-müşteri üretildi. Buna karşı tepki de gecikmedi elbette. Parası olmayan, yoksul, yoksun halk çocukları bu uluslar arası yiyecek, içecek ve diğer alanlarla ilgili markalara karşı mücadele başlattılar. Öncü yine ODTÜ idi. Yine de neoliberalizmin simgesi olan markalar bütün kampüslerde hızla yayıldılar. Paralı eğitimin bir ayağı üniversite yönetimleri (devlet) olduysa, diğer yapı da bu özel mekanlar oldu. Çoğu kampus neoliberal toplum modelinin bir minyatürüne dönüştürüldü. Bankası, restaurantı, barları, çeşitli dükkanları ile kampüs hayatı öğrencileri müşterileştirdikçe müşterileştirdi. Konformizm, devrimciliğe baskın çıktı. Apolitik öğrenci tipi bu neoliberal mekanları hızla sahiplendiler. Fiyatı oldukça yüksek, sağlığa zararlı, geleneksel yemek-içecek kültürünü alt eden, üretiminde çocuk emeği sömürüsünü gerçekleştiren bu markaların ürünleri kampüslerde sosyal-siyasal kamusal alanları hızla yok ettiler. Kantin, yemekhane, öğrenci yurtları gibi eskiden yoksul öğrencilerin kendi var oluşlarını bir parça özgürce gerçekleştirdikleri mekanlar gözden düşürüldü.

ğrenci için kamusal mekanlar hızla yok edilirken yerine konulan bireyci mekanlar, öğrencinin sosyalleşmesini anlamsızlaştırdı. İşte Boğaziçi’ndeki eylem bir bakıma bu açıdan çok önemli; yani kendilerini Starbucks’a ait hissetmeyen yoksul öğrenciler için kampüs mekanının yeniden düzenlenmesinde öğrencilerin de söz hakkı olmalıdır. Bu da üniversitenin yönetiminde öğrencilerin de söz hakkını gerektiriyor. Önce mütevelli heyetleri, sonra kapitalist yiyecek markaları, sonra teknokentleri Truva atı olarak kullanan şirketleri ile kampus hayatına giren neoliberalizme bugün tüm dünya öğrenci gençliği direniyor. Kampüs hayatının her noktasını ihalelerle ele geçiren bu neoliberal eğitim anlayışına karşı bir bakıma kantin, yemekhane, öğrenci yurdu gibi gerçek sosyal mekanları bıkıp usanmadan savunmak lazım. Sağlığa zararlı hamburger yerine menemen, kola yerine ayran. Bazen gerçek sosyallikler mideye giden yoldan geçer.

 
  


1615 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı