eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Devlet, İmam-Hatipler ve Harp Okulları-asıl soru(n) ne?
25/09/2012

 

İmam-Hatipler, 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu çerçevesinde Cumhuriyete bağlı aydın din adamları yetiştirmek amacıyla, kapatılan medreseler yerine kurulmuştu. İlk İmam-Hatip okullarında bilim dersleri din derslerine göre ağırlıktaydı. Gelişen süreç içinde bu okullara ilişkin tartışmalar hiç bitmedi. Bu okulları medreselerin devamı olarak görmek isteyenlerle onu şeriatın kalesi olarak görenler arasındaki tartışma büyük ölçüde yüzeysel bir politik düzeyde kaldı, pedagojik düzeye hiç inmedi ya da yükselmedi. Kemalistler bu okulları kurarken medrese softaları yerine devlet denetiminde laik eğilimli din adamları yetiştirebileceklerini düşünmüşlerdi ama gelinen noktada, ne trajiktir ki, İmam-Hatip okullarını kuran kanunun kendisi, yani Tevhid-i Tedrisat bizatihi tartışmanın, daha doğrusu ortadan kaldırılması gerektiğine dair tartışmanın merkezine oturdu.    

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 17 Eylül 2012 günü yaptığı açıklamada, geçmiş iktidarlara seslenerek, neden İmam-Hatip okullarını kapattıklarını; bu okulların [başka bazı okullar gibi] terörist, anarşist yetiştirmediği için mi kapatıldığını sordu.  Başbakanın sorusu devamla şöyleydi: “Vatana hizmet aşkıyla yaşadıkları için mi imam hatip okullarını kapattınız?”  Yine devamla: “Açıkçası ben, evlatlarım, birçok bakan arkadaşlarım imam hatip lisesi mezunları olarak, bugün imam hatip okullarına itibarını iade etmenin bahtiyarlığını, bunun tarifsiz heyecanını yaşıyoruz.”

Bu, çok sorunlu bir açıklama. Sorunu çözmek için öncelikle sorulara sorularla karşılık verelim: 1) İmam Hatip okullarının terörist, anarşist yetiştirmediğini nereden biliyorsunuz? Türkiye’de hangi okullar terörist veya anarşist yetiştirmektedir? Daha çok sol düşünce ve pratiğe etiketlenen terörist ve anarşist kelimelerini bir kenara bırakalım; İmam Hatip okullarından hiç mi silahlı eylemci, militan veya “aşırı” hareketlere yönelik sempatizan yetişmedi? Mesela, bırakın laik ve solcuları, feminist veya liberal eğilimli Müslümanları bile boğazlayan, diri diri betonun içine gömen Hizbullahçılar nereden yetişti? Bunlardan hiç mi biri İmam-Hatip’lerde okumadı? Ya silahlı-külahlı İBDA-C militanları nerede yetişti? Sivas’ta insan yakan caniler, Çorum ve Maraş’ta kör bıçak, testere, sopa, silah vs ile Alevi katledenler nerede yetişti? MSP’ye yakınlığı ile bilinen 1980 öncesi silahlı-külahlı Akıncılar nerede okudular?

Ama yine de kalkıp, bu birkaç örneğe dayanarak İmam-Hatip okullarının silahlı militan, terörist veya anarşist yetiştirdiğini söylemek, saçmalık ve yanlış olur. Bu tarz bakış açısı, insafsızlığın ötesinde, bu okulları ciddi ölçüde eleştirmenin önünde ayrımcı bir damgalama haline de gelir. Ama İmam-Hatipler nasıl bu şekilde suçlanamazsa, laik eğilimli, bilimsel ve sol ağırlıklı okullar, mesela Fen ve Anadolu Liseleri ya da Ankara SBF, ODTÜ veya DTCF de bu şekilde suçlanamaz. Suçlanırsa, bunun adı ayrımcılıktır. Bir başbakan, yönetimi altında olduğu okullar arasında “terörist yetiştiren-yetiştirmeyen” diye ayrım, sınıflama, etiketleme yapamaz. Takım tutar gibi okul tutamaz, zira tüm okullar ve o okullarda okuyan öğrenciler, öğretmen ve idareciler onun kendi sorumluluğu altındadır. Bir okul terörist yetiştiriyorsa, bunun sorumlusu MEB, yani hükümettir. Bu durum, bumerang gibi işler.  

2) İmam-Hatip mezunlarının vatana hizmet aşkıyla yanan; vatansever yönetime, müfredat ve derslere, mezuna, velhasıl bir kültüre sahip olduğunun ölçüsü, örneği veya sonucu nedir? Mesela, Fen ve Anadolu Liselerinden mezun olanların vatan aşkı taşımadıklarını nasıl ve nereden biliyorsunuz? Vatan aşkı ne demektir? Mesela laik okullardan yetişen bir Alevi, laik, sosyalist, Kürt, ateist, eşcinsel gibi muhalif bir kimliğe sahip bir bireyin vatan aşkı içinde olmadığının kanıtı nedir? Mesela, demokratik muhalefetin vatana ihanet ile damgalandığı bir durumda, başka türlü bir vatan hayali kuranların yaşam ve söz hakkı nerede ve kimin elinde saklıdır? 

3) Başbakan, bugün İmam-Hatip okullarına itibarını iade ettiklerini söylüyor. Bu nasıl bir itibar? Neye dayanıyor bu itibar? Mesela İmam-Hatip Okulu mezunları piyasada kapışıldığı, bu okullar çok iyi Arapça öğrettiği, İmam-Hatip mezunlarının giriş sınavlarında rekor üstüne rekor kırdığı, herkesin çocuklarını bu okullara yazdırmak için sıraya girdiği, yine bu okullarda eğitim-öğretimin hiç sorunsuz yürüdüğü mü ileri sürülüyor? İmam-Hatipliler iyilik ve ahlak timsali midir? İmam-Hatipliler hiç mi yalan söylemez? Kavga etmez, arkadaşını rakip olarak görmez, muzır hareketlere girişmez? Aşk-meşk ilişkileri bu okullarda hiç görülmez mi? İmam-Hatipliler melek midirler?

Elbette hiçbiri değil. Öyle olsaydı, İmam-Hatipler yerine Fen ve Anadolu liselerinin itibarı bu derece yüksek olmazdı. Vakıadır ki, İmam-Hatipliler en az diğer okullar gibi sorunlar, çelişkiler ve açmazlar içindedir. Nihayetinde bu okullar, kapitalist bir Türkiye’nin ürünüdürler. Bu okulların kendine ait özel, çok farklı ve otantik bir itibarı falan yoktur. Öyle olsaydı, bütün Batı dünyasının eğitim filozofları, ölçme-değerlendirmecileri, pedagogları gelip bu okulları inceler ve belki de aynı modeli Batıda kurarlardı-tıpkı yere-göğe sığdıramadığımız Köy Enstitüleri gibi. Oysa çok iyi bilindiği gibi, neredeyse bütün dünyada son birkaç yüzyıldır din okulları çok ciddi ölçüde kan kaybetmiştir; yani onca Evrim karşıtlığına rağmen fen, meslek ve ticaret okulları ilgi bakımından merkezdedir. Bunun en önemli nedeni, bilim ve teknolojinin günümüzde güçlü bir üretici güç olarak öne çıkmasıdır.    

İmam-Hatipleri özel kılan, kimliğini tartışmalı hale getiren, öncelikle ve sadece ne pedagojik bir sorunsal ne de eğitim-öğretimle ilişkili bir durumdur. Bu okullar, dışarıdan/yukarıdan müdahalelerle aşırı politikleştirilmiştir; dini eğilimli siyasi hareket ve partilerin arka bahçesi kılma gayesi bu okulları hiç rahat bırakmamıştır; halkta bu okulların mutlak surette üstün ahlaklı gençler yetiştirdiği iddiası yer edilmiştir ki bu üstün ahlak iddiasının kendisi bile oldukça sorunludur. Oysa kendi mecrasına bırakılsa, belki de hiç ilgi çekmeyecek ya da çok az ilgi çekecek, politik tartışmalara, çekişmelere, çeşitli iddialara sahne olmayacak olan bu okullar üzerinde bu derece fırtına kopmayacaktır. İmam-Hatipler aslında birçok yönüyle sıradan, vasat ve renksiz okullardır-bütün teoloji okulları gibi. Kaldı ki, zenginler, muhafazakâr ya da değil, çocuklarını bu okullara göndermezler. Cemaat’in bile bu konuda bir takıntısı yok-bu, kendi okullarını kurmalarından belli oluyor. Bu okulları şu anda özel kılan, Başbakanın bunları, diğerlerini arkaya iterek, öne çekmesi ve savunmasıdır. Buradaki gaye, pedagojik değil, politiktir ama verilen bu destek, İmam-Hatipleri politikanın tam merkezine çekmektedir. Çekmekte ama iyi etmemektedir.

Sonuç olarak; İmam-Hatip Okulları, bir dikotomonin malzemesi olmuştur. Şöyle ki, Atatürkçü kesimin ordu nezdinde Harp Okullarına biçtiği misyonun ters tarafında İmam-Hatip okullarına muhafazakar politikacıların biçtiği bir başka misyon yer almaktadır.  Birinden çağdaşlık, diğerinden şeriat fışkırdığı iddiası, bu okulların toplumun geleceği üzerine söz söyleme hakkına sahip olacak bireyleri yetiştirmek hedefiyle ilgilidir. İki okula da kurtarıcı misyonu biçilmektedir ki, aslında okullar bu şekilde tanımlanamaz. 28 Şubatçılar bu okulları aşağıladılar, Başbakan da rövanşist mantıkla bu okulları göklere çıkarıyor. Ne var ki, her iki okul tipi de tekçi, jakoben ve baskıcıdır. 28 Şubat’ta Harp Okulu mezunu subayların politikalarına çok benzer politikaları bugün İmam-Hatip mezunu AKP kadroları uyguluyor. Harp okullarının çağdaş, İmam-Hatiplerin gericilik yuvası olduğu açıklaması, açıklayıcı değil. Değil, çünkü özcü bir yaklaşımı barındırıyor. İlginç olan nokta, eğitim bilimcilerin bu iki karşıt okulu bugüne değin ayrıntılı biçimde analiz etmemesidir. Tıpkı diğer okul türleri gibi. Oysa akademisyenlerin birer efsane gibi anlatılan bu iki okul türünü, yani Harp Okullarını ve İmam-Hatipleri karşılaştırmalı biçimde incelemesi, bize birçok önemli bilgi verecektir. İki okul türü de son derece politiktir, çünkü yukarıdan bir misyon çerçevesinde kurulmuştur. İki okul mezunları da devletin asıl sahibi ve yöneticileri olduğu iddiasını taşıyıp durmuşlardır. Fakat asıl soru şu olmalıdır: Bu okulların Türkiye’nin demokratikleşmesine bir katkısı olmuş mudur? Bu okulları aşağılama ve itibarlı kılmadan önce yanıtlanması gereken asıl soru budur.             



2953 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı