eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Liberal eğitim anlayışı bize ne diyor?
03/07/2012
Liberal eğitim anlayışı bize ne diyor?

Ünlü İngiliz liberal eğitimci Prof. Dr. Ken Robbinson şöyle der: “Eğitim almazsak hiçbir şey olamayacağımız söylenir ama alsak da büyük bir olasılıkla iş bulamayacağımızdan söz eden pek olmaz.” Adam haklı ama eklemek lazım: eğitim sadece (anadan-babadan) şanslı (doğan) ve imkânı elveren küçük bir azınlık için bir işe yarıyor. Althusser’in 1960’ların sonunda yazdığı gibi, geniş kitlelerin emekçi çocukları için eğitimin anlamı, eleme ve dışlama sisteminde bir figüran olarak rol olmaktan daha ileri bir şey değil. Günümüzde eğitim, sosyolojik temeli oluşturan fonksiyonalizme göre her şeyin başı-sonu; eğitim almazsak, geçmişte adam olamayacağımız söylenirdi. Bugün de sınıf atlayamayacağımız, iyi bir meslek sahibi olamayacağımız, haliyle refahımızın yükselemeyeceği söyleniyor. İyi de, sonuçlara bakınca, aslında (liberal) eğitimin pek de bir işe yaramadığını söylemek mümkün değil mi?

UNESCO’nun açıklamalarına göre 2006 yılında tüm dünyada eğitim kurumlarından mezun olan insan sayısı, bütün insanlık tarihinde okullardan mezun olan insan sayısından daha fazla imiş. Yani elimizde muazzam bir eğitimli insan gücü var. Var ama yine de bu eğitimli insan gücü dünyanın kronik sorunlarını bir türlü çözemiyor: yoksulluk, sömürü, doğayı talan, kaynakları kurutma, çocuk işçiliği ve fuhşu, rüşvet ve iltimas, Suudi Arabistan’dan ABD’ye değin kokuşmuş bir dolu sistem/ülke, türlü ayrımcılıklar, savaş ve katliamlar, bir yanda yetişmiş hergele kapitalistlerin ultra-lüks hayatı öte yanda günde 1 dolara ayakta kalmaya çalışan insancıklar…

O halde, dünyanın sorunlarını sadece eğitim çözecek değil. Ama iki yüz yıldır liberal eğitim anlayışı bize şunu söylüyor: Eğer kız çocukların hepsi okullulaştırılırsa, okula tam devam sağlanırsa, eğitimin kalite düzeyi yükseltilirse, zorunlu eğitim yılı artırılırsa, okulda rehberlik ve yönlendirme iyi sağlanırsa, öğretmenlerin performans ve kariyerleri yukarı çekilirse vs eğitim kendiliğinden olumlu sonuçlar yaratacaktır. Yani sonuç: olgun-erdemli-iyi yurttaş yetiştirilmesi, bireyin özgürlüğünün artması ve hoşgörülü olması, toplumsal gelişme ekonomik ilerlemenin sağlanması, refah artışının gerçekleşmesi, kültürel zenginleşmenin oluşması, sosyal adaletin sağlanması, demokrasinin kökleşmesi, yoksulluğun ortadan kalkması…

Bütün bu bakış açısı, eğitimi sihirli bir değnek gibi görür. Bu fonksiyonalist açıklamaya göre eğitimin sınıflarla, ideoloji ve siyasetle bir ilişkisi yoktur. Okul, tarafsız bir araçtır. Artık iş, onu kullanmasını bilene kalıyor. Eğitim, sosyal bir kurumdur ve iyi işlerse toplumsal düzen kendiliğinden sağlanır. O halde, eğitim aslında teknik bir alandır ve bu teknik alan iyi kullanılırsa pozitif sonuçlara ulaşmak mümkün. Çünkü insanlık tarihinin Batı momentinin gösterdiği gibi eğitim ve okullar hep ileriye doğru ilerlemektedir (progressivizm-ilerlemecilik). Her geçen gün okullar teknik ve bilişsel açıdan gelişmekte, öğrenciler daha iyi eğitilmekte, mezunlar piyasaya daha fazla hitap edebilmektedirler. Bütün dünya eğitim sistemleri standardize edilmiş bir eğitim (müfredat, ders kitapları, öğretim yöntem ve teknikleri, ölçme ve değerlendirme sistemi) verdiği için gelişme dünyanın her tarafında aynı ölçüde ve nitelikte olmaktadır. O halde, liberal akla göre ilerleyen bir eğitim anlayışı zorunlu olarak birbirine benzer olmasa da, birbirine yakın olan bir sistemler bütün ortaya çıkarmaktadır. Uluslar arası kapitalist kuruluşlar, liberal iktisatçılar, bazı NGO’lar, Batılı ülkelerin gelişmelerinde eğitimin rolünü vurgulamak için, o ülkelerde kişi başına düşen eğitim yılı gibi kimi niceliksel göstergeler kullanır ve bunları mutlak biçimde pozitif olarak yorumlarlar. Daha ileri gidenleri ise, her alanda (piyasalar, politik sistemler, spor ve sanat vs.) olduğu gibi eğitimde de bir “olumlu” küreselleşmeden bahsederler.

Devrimci eleştirel pedagoglar ise, bu eğitim anlayışının aslında birçok şeyi gizlediğini ileri sürer ve gizlenenleri faş eder: bir ülke içinde bölge, şehir ve okullar arasındaki eğitsel eşitsizlikler, eğitim içinde gayet işlevsel olan çok çeşitli ayrımcılıklar (sınıfsal ayrımcılık başta olmak üzere), çeşitli azınlık ve ezilen kimliklerin seslerine müfredat ve ders kitaplarında yer verilmemesi, eğitimin, bilhassa nitelikli okulların ve eğitimin her kademesinin, her hizmetinin, her materyalinin paralı hale getirilerek yoksul çocukların niteliksiz okullarda okumaya zorlanılması vs. Onlara göre, eğitimdeki bu sorunların kaynağı, okulların/eğitimin yeterince iyi olmaması değil, siyasal sistemlerin yanlış olmasıdır. Yani, kapitalist bir ülkenin okulundan toplumsal bir birey üretmek mümkün değil. Ekonominiz bireyci, bencil ve insanlık dışı motifler temelinde yürüyorsa, eğitiminiz de bu sistemi desteklediği için koca sistem yeniden üretilmektedir. Ahlaksız bir kapitalist sistemin okullarından ahlaklı yurttaşların yetiştiği görülmemiştir. Yetişseydi, kapitalizm diye bir şey kalmazdı.   

O halde, liberal eğitimcilerin dediğinin aksine, bir ülkede “kaliteli” eğitimin olması, o ülkede otomatikman toplumsal barışın, ilerlemenin, yoksulluğu alt etmenin, demokrasinin kökleşmesinin gerçekleşeceği anlamına gelmez. Burada eğitimin gereğinden değil, “toplumsal eğitim”in gereğinden bahsedilmeli. Bugün liberal eğitim sistemleri, bilhassa neo-liberal biçimi altında, eğitimin her kademesini metalaştırdı. Paralı hale getirdi. Birçok hizmeti (kantinden servis hizmetlerine, sosyal aktivitelerden okul içi/dışı özel programlara değin) özelleştirdi. Haliyle sosyolojik temeli fonksiyonalist olan bu liberal anlayış, bizi eğitim almaya değil, eğitimi tüketmeye çağırıyor. Marx-Engels, Komünist Manifesto’da “bütün çocuklara devlet okullarında parasız eğitim verilmesi ve çocukların fabrikalarda çalıştırılmamasını” (Sol yayınları, 1991, sf. 138) talep etmiştir. Elbette bu talebin tarihi çok eskidir: Daha önce romancı Victor Hugo, ondan da önce Platon Devlet adlı eserinde eğitimin devlet okullarında parasız olması gerektiğini ileri sürmüşlerdi. Ütopyacı sosyalistler de buna benzer şeyler söylemişlerdi.

Sonuç: Eğitime liberal gözlükle bakmak, yamuk bakmaktır. Yamukluk eğitimin kendisinde değil, onu yamultanların anlayışındadır. Fabrikaları düzeltmeden okulları düzeltmek mümkün değildir. O yüzden liberallerin okulu piyasa Tanrısının hizmetine sokmalarına şiddetle karşı çıkılmalıdır. Fabrikalar piyasa ilişkilerine göre çalıştıkları sürece, okullar da bu süreci takip edecektir. Çünkü eğitim, lokomotif değil, katarda sadece bir vagondur. Bu anlayışa indirgemeci diyenler de eğitime yüksek atlatmaya devam edebilirler. Tıpkı liberaller gibi.


9234 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı