eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Seçmeli dil olarak Arapça
01/05/2012
  Önümüzdeki yıldan itibaren okutulması kararlaştırılan Arapça, örgün eğitim içinde seçmeli ders olarak müfredata girdi.  Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e göre Arapçanın müfredata konulmasının nedeni, pedagojik değil, konjonktürel. Yani Arapça, siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkilerimizin çok yoğun olduğu ve aynı zamanda komşumuz olan ülkelerin dilidir. O halde bu dil, Arap ülkeleriyle olan ilişkilerimizi ilerletmek için okullarımızda öğretilmelidir. Bakana göre Arapça, öğretilen diğer yabancı dillerin yanı sıra mevcut yabancı dil çeşitliliğini artıracaktır. Dahası, müfredatı zenginleştirecektir.       

Kuşkusuz Arapça, herhangi bir yabancı dil değildir. Müslüman olarak tarif edilen bir ülkenin inandığı dinin dilidir. Kutsallık atfedilen bu dil, Kur’an-ı Kerim’in dili olarak geniş kitlelerin zihinlerinde çok önemli bir yer teşkil eder. Büyülü bir halesi vardır ortalama bir insanın zihninde. Ama aslında Arapça gibi/kadar her dil, mesela Türkiye dilleri olan Kürtçe, Çerkezce, Arnavutça, Rumca, Süryanice gibi her dil Türkiye’de öğrencilere okullarda öğretilebilmelidir. Hele ki, Türkiye’de 2 milyon civarında yaşayan Arap kökenli Türkiyelinin anadili Arapça olduğu düşünülürse, bu öğretimin gereği anlaşılır. Fakat Arapçanın müfredata girmesinin ideolojik gerekçelerinin olduğu bir gerçektir. Eleştirilmesi gereken, bu gerekçelerin belirtilmemesi; olayın tümüyle siyasal ve ekonomik konjonktüre havale edilmesidir. AKP hükümeti, Arapçayı müfredata, Arap halkının ve kültürünün tanıtılması veya bu konuda Arapça bilen uzman yetiştirilmesi için koymamıştır. Böylesi bir mantık işletilse bile, Arapça öğretiminin yeri, ilk veya orta öğretim değil, yüksek öğretim olsa gerek. O da zaten üniversitelerde yapılıyor.  

Arapçanın bugün ilk veya orta öğrenim müfredatına konulmasının ve öğretilmeye çalışmasının hiçbir anlamı yoktur. Arapça dersi, boşa kürek çekmek anlamına gelecektir. Yaşadıkça bunu göreceğiz. Zira bunun birçok nedeni vardır: 1)      Arapça, diğer diller (İngilizce, İspanyolca, Çince veya Rusça) gibi bir lingua franca (dünya çapında geçerli/konuşulan dil) değildir. Dünyanın hiçbir yerinde, bir süre sonra petrol ve doğalgazı bittiğinde kimsenin dönüp yüzüne bakmayacağı bir bölgenin (Ortadoğu) dilini ilköğretim çağındaki çocuklara öğreten bir ikinci ülke daha herhalde yoktur. Arapların jeo-politik önemi, doğal kaynaklarla sınırlıdır; onun dışında bu ülkelerin medreselerin çöküşe geçtiği 12. yüzyıldan bu yana uygarlığa geçerli bir katkıları olmadığı için onların dilini çocuklara öğretmenin bir anlamı yoktur. Getirisi de olmaz. Osmanlıda sübyan mekteplerinde okuyan çocuklara ne ölçüde Arapça öğretilebildiyse, bugün de o ölçüde-son derece sınırlı bir ölçüde-öğretilebilecektir. Aklı başında bir veli, çocuğunun Arapçayı değil, İngilizceyi öğrenmesini isteyecektir herhalde. 2)      Arapça, Latin alfabesine alışkın olan bir ülkenin çocuklarına hiç de kolayca öğretilemez. Bırakın ilköğretimi veya ortaokulu, İmam Hatip Okulu, hatta İlahiyat Fakültesi mezunu olan gençler bile Arapçayı doğru düzgün ne yazabilmekte ne de konuşabilmektedir.

Türkiye’de Kur’an hatmeden geniş kitlelerin, Arapça dilinde ibadet eden milyonlarca insanın, okuduğu ve ibadet ettiği dili anlamadığını herkes bilir. Anlamadan okumak, Ortadoğu halklarına ait bir kültürel özellik olsa gerek. Biz 21. yüzyılda skolastik kültürden kalan kalıntıdan kurtulmalıyız. 3)      Bir ilköğretim öğrencisine, hele ki yabancı dil öğrenme yeteneği çok kısıtlı olan ve yerlerde sürünen bir ülkenin öğrencilerine aynı anda üç dili (Türkçe, tercihen bir Batılı dil ve Arapçayı) öğretmeye çalışmak boşunadır. Şu anda dünyada öğrenilmesi en kolay dillerin başında İngilizce gelmektedir; her yerde, anda ve koşulda görünür bir dil olduğu için. Buna rağmen okullarda verilen İngilizce öğretimi bile tam bir başarısızlık örneğidir. Bu yüzden Arapça gibi, başka bir alfabeyle yazılan ve öğrenilmesi çok zor bir dili öğretmek yerine Latin alfabesiyle yazılan Batı dillerinin (İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, İtalyanca vd.) öğretilmesine daha fazla kaynak ayırmak, en akıllıca hareket olacaktır.  Evet, geçmişte Arap kültürü ve Araplar Türkiye’de çok aşağılandı. Arap uşağı diye aşağılanan, miskin ve tembel olarak görülen, bizi savaşta arkadan vurduğu söylenen Arapları ve kültürünü aşağılamakta yarışan ırkçı çevreler az değildi. Bu yüzden, kadim yüksek bir kültür ve uygarlığın dili olan Arapça layıkıyla öğretilmedi. Bu dili büyük ölçüde sadece dini eğilimleri (güçlü) olan kesim öğrenmeye heves etti. Ama o da sadece Kur’an üzerinden. Bu yüzden bu dilin hakkını vermek gerekir. Ama bu zor dili, ilköğretime ya da ortaokula kaydırmak yerine, İmam Hatipler ve İlahiyat Fakültelerinde daha verimli bir şekilde öğretmenin yolları aranmalıdır. Hükümet, eğitimi dinselleştirmek yerine “din eğitimi”, “Arapça öğretimi” gibi hassas konuların öğretiminde, ideolojik davranmak yerine pedagojik aklı işe koşmalıdır. 444 model eğitim reformunun içerdiği çok sayıdaki yanlıştan biri olan Arapça dersinin pedagojik bir mantıkla küçük çocuklara öğretilemeyeceğinin gerekçelerini artırmak mümkündür. Kaldı ki, Türkiye’de yaşayan 2 milyon civarında Arp kökenli Türkiyelinin her kuşakta anadillerini anlama, yazma ve konuşma yeteneğinin köreldiğini araştırmalar söylüyor. Bu nedenle, Arapçayı okullarda bu Arap kökenli çocukların kendi kültürlerine sahip çıkmaları anlamında anadilinde eğitim dili yapmak gerekir. Ancak bu şekilde Arap dilinin hakkını vermiş olursunuz.                     


1722 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı