eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Atina, kriz ve eleştirel pedagoji
24/07/2012

Yunan halkı umutsuz .değil, zira felsefenin, demokrasinin, Büyük İskender'in ülkesine ev sahipliği yapıyorlar. Yunanistan, taştan felsefe çıkaran bir ülke. Entelektüel hayatları da çok canlı, eğlence dünyaları da. Son derece gerici Ortodoks Kilisesine rağmen Yunan halkı çok çağdaş, rahat ve kendine güvenli. 


Gece vakti Yunanlı genç kızlar caddelerde rahatlıkla gezebiliyorlar Bu üç terimin bir başlıkta ardı sıra kullanılmasının gerekçesi ne olabilir acaba? öncelikle, Yunanistan tarihinin en ağır kapitalizm kriziyle boğuşuyor. 


Ülke bu krizle hallaç pamuğu gibi atıldı. Ama Yunan halkının başlarındaki kapitalisderi defederek yine 2. Dünya Savaşında Nazilere karşı gösterdikleri kahramanca direnişe benzer bir kurtuluş mücadelesi yapacaklarının birçok işareti zaten mevcut: Komünist Syriza'nın seçimlerdeki zaferi, Yunan gençlerinin anti-otoriter mücadeleleri, halkın ve sendikaların direnişleri, birçok yeni dayanışma biçimlerinin geliştirilmesi vs. öte yandan, şu da unutulmamalı: Tarihte en büyük filozoflar (Sokrates, Aristoteles, Platon ve daha niceleri) bu topraklarda yetişti. Felsefe bu coğrafyada icat edildi, hala aşılamamış birçok felsefi kavram, akım ve problem yine burada üretildi. İlk spor olimpiyatları yine burada düzenlendi. Köleciliğe ve aristokratik yapılanmaya karşın doğrudan demokrasinin ilk ömeği burada uygulandı ve pedagoji biliminin kökeni de burasıdır. Soyluların çocuklarının her türlü ihtiyacını (eğitim, balam, gezdirme, eğlendirme vs.) karşılamakla mesul olan pedagoglar (bakıcı köleler) aslında pedagoji biliminin kökünü oluşturur. 


İşte üç terim arasındaki ilişki böyle. 10-14 Temmuz 2012 tarihleri arasında dergimiz Eleştirel Pedagoji'nin de düzenleyicileri arasında olduğu "2nd International Conference on Critical Pedagogy" toplantısı için Atina'ya gittik. Kalabalık grubumuz, Atina'da konferansın en hareketli gurubu idi. Konferansta birçok ülkeden akademisyen değişik konularda bildiriler sundu. Kuşkusuz devrimci eleştirel pedagojinin duayenlerinden olan Prof. Dave Hill'in inanılmaz sıcak, sempatik ve dayanışmacı ruhu, konferansa damgasını vurdu. Deniş Beach, Mamie Holborovv ve Alex Callinicos'un konuşmaları gerçekten çok etkileyiciydi (Konferansa ilişkin ayrıntılı bir dosyaya dergimiz Eleştirel Pedagoji'nin eylül-ekim sayısında yer vereceğiz). Callinicos ile Kostas'ın Türkiye'ye (öncelikle AKP ve Erdoğan, Kürtler, Troçkistler, birtakım kültürel konulara vs.) yönelik yakın (b)ilgileri şaşırtıcı ölçüde derindi. Yunanistan'dan Prof. Kostas Skordoulis, derviş-çelebi tavrıyla bize Yunan halkının ve akademisinin en güzel tutumlarını gösterdi.

Akademik toplantıların 40 dereceye varan sıcaklığa rağmen son derece canlı geçmesinin yanı sıra dergimizin yayın kurulunda yer alan akademisyen yoldaşlarımızın çok sert olan uzo içme deneyimleri, tavernada geleneksel Yunan dansları (sirtaki) eşliğinde dans etmeleri, Akropol'e tırmanıp Atina'nın görünümü ve felsefe tarihinin izlerini seyretmeleri, konferansın en renkli anlarındandı. 
Kuşkusuz, Türkiyeli ekip olarak bizi en çok ilgiendiren konuların başında, Yunanistan'daki kapitalizmin krizi ve ona verilen yanıtlar oluşturuyordu. Kostas ve diğer Yunanlı yoldaşlar, krizlerin emekçilerin maaşlarını, emekli ödeneklerini, sosyal harcamaları iyice düşürdüğünü söyledier-örneğin Kostas'ın maaşı 1/3 oranmda kesüerek ödeniyordu. Halkın alım gücü çok düşmüş. Yine de buna rağmen metro, tramvay ve caddelerde rastladığımız Yunan halkının yüzlerinde bir kaderciliğin izlerine rastlamadık. Bir boş vermişlik, bıkkınlık ve eziklik söz konusu değildi. Yüzlerde yine de "biz bu krizden çıkarız" havası vardı. Fakat biz oradayken herhangi bir eyleme de denk gelmedik. özellikle Syntagma meydanında ve Parlamento binasının önünde gözlerimiz polisle karşı karşıya gelen gençleri aradı. Benim gibi maratoncular, gittikleri kentlerin cadde ve sokaklarında koşarlarken sağa-sola bakarak kenti ve o kentin ruhunu tanımaya çalışırlar. Evet, birçok binanın duvarları Yunanca anti-kapitalist sloganlarla, anti-otoriter grafitilerle doluydu. Sokaklardaki dilenci sayısı, ortalama bir AB üyesi ülkesinden çok daha fazlaydı. Uzak doğulu göçmenlerden bir kısmının geceleri sokaklarda sabahladıklarını görmek mümkündü. Yine göçmenlerin bir kısmının da pet şişe, kağıt gibi ankları topladıkları da görülüyordu. Yoksullaşmanın derin izleri her yerdeydi.

Bir Yunanlı akademisyen, krizden sonra üç işte birden çalıştığını söyledi. Organizasyon Komitesi başkanı Yunanlı dostumuz Prof. Kostas Skordoulis'e Syriza'yı ziyaret edip dayanışma duygularımızı iletmek istediğimizi söyledik ama beklemekdiğimiz bir yanıt aldık: Dostumuz ve yoldaşları, Syriza'yı yeterince devrimci bulmuyorlardı. Dahası, onlar kendilerini, yedi siyasal partiden oluşan (Troçkist) "Anti-kapitalistSol" cephede görüyorlardı. Solun bölünmüşlüğü, orada da bizdeki gibiydi. 


Velhasıl, Yunanistan ile Türkiye arasında birçok benzerliğin olması, bizim umutlanmamıza neden oldu: Yemek, kültür, davranış, trafik, misafirperverlik vs. Ama çok büyük bir fark da var aramızda: Yunanistan'da anti-kapitalist sol, Türkiye'den (hep) çok daha güçlü (oldu). Bunun nedeni, Yunanlı komünistlerin 2. Dünya Savaşında-tıpkı Fransız komünistleri gibi-inanılmaz bir kahramanca direniş göstermeleriydi. Hatırlamak lazım; bizden Mihri Belli de Nazi faşistlerine karşı Yunanlı komünistlerle birlikte savaşmış ve yaralanmıştı. 


Yunan halkı umutsuz değil, zira felsefenin, demokrasinin, Büyük İskender'in ülkesine ev sahipliği yapıyorlar. Yunanistan, taştan felsefe çıkaran bir ülke. Entelektüel hayatları da çok canlı eğlence dünyaları da. Son derece gerici Ortodoks Kilisesine rağmen Yunan halkı çok çağdaş, rahat ve kendine güvenli. Gece vakti Yunanlı genç kızlar caddelerde rahatlıkla gezebiliyorlar. Laik kültürleri çok güçlü. 
İçki yasaklamak gibi ilkellikler orada yaşanmıyor. 


Yaşam tarzları çok rahat. Eğitimleri güçlü. Bir de halkın antikapitalist öfkesi. Son seçimlerin ardından, Kostas'ın deyimiyle halk biraz kendi kabuğuna çekildi. Kuşkusuz bunda sıcağın, krizin yarattığı zorlukların ve seçimlerde Syriza'nın birinci parti olarak çıkamamasının verdiği üzüntünün de payı olsa gerek. Ama en önemlisi şu: Yunan-Türkiye halkları arasında hiçbir sorun yok. Bu iki coğrafyanın halklarının kardeş olduklarını her gün defalarca teyit ettik. Gittiğimiz tavernada onurumuza Türkçe şarkılar çalındı. Caddelerde Türkçe konuştuğumuzu duyan Yunanlılar gelip bizimle Türkçe sohbet ettiler. Yunan akademisyenlerin bizi rahat ettirmek için ne kadar da çok koşturduklarını gözlemledik. Lokantalarda menülerde yer alan "karpuzaki", "dolmadakia", "cacikis", "baklava" gibi yiyecekler konusunda emik faşizm iddiasına girip "bunlar bizim yemeklerimiz" demek yerine iki coğrafyanın birbirine ne kadar da yakın olduğunu düşündük. Kültürlerimiz çok benziyor, siyasette de umarım ileride onların aldığı sonuçları alırız. 


Konferansta eleştirel pedagojiyi tartışırken hep aynı tema yinelenip durdu: Başka bir dünya mümkün ve buna ulaşmada pedagojinin değil, (devrimci) eleştirel pedagojinin bize verebileceği çok şeyler var. Bu inançla konferansın üçüncüsünü Türkiye'de yapmaya karar verdik. 



1551 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı