eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Kesintili eğitimin ideolojik eleştirisi
28/02/2012
 

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, 4+4+4’lü olarak ifade edilen ilk, orta ve lise eğitimin kesintili olarak yeniden düzenlenmesine getirilen eleştirilerin ideolojik olduğunu açıklamıştı. Sayın Bakana göre ideoloji, bilim dışı olduğuna göre yapılan bu aleyhte eleştirileri dikkate almaya değmez. Oysa, bütün eğitim külliyatı, ideolojisiz eğitim, eğitimsiz ideoloji olmaz diyor Dünyanın tüm eğitim sistemleri bir ideolojiye, çoğunlukla resmi bir ideolojiye dayanır. Türkiye’nin şu anda eğitimdeki resmi ideolojisi, neoliberalizmdir. Neoliberal eğitim ideolojisi şu mantığa dayanır: Kapitalizmde yaşıyoruz. Küreselleşme, kapitalizmin yayılmasıdır. En ücra köşelere değin piyasa ilişkilerinin girmesidir. Bu piyasalarda rekabet etmek, yüksek kalitede bir işgücü gerektirir. Eğitimin görevi, piyasaların ihtiyaç duyduğu bu işgücünü yetiştirmek olmalıdır. Ama sürekli rekabet, teknolojik yenilenme, hızlı değişim eğitimin hep reformdan geçirilmesini gerektirir. O halde, eğitim sistemleri, piyasalardaki duruma göre sürekli yenilenmelidir.

 

MEB’in kesintisiz eğitimi kesintili hale getirmesinin mantığı, ne AKP’nin İmam-Hatip Okullarının orta kısımlarını canlandırmasına indirgenebilir ne de 28 Şubat’tan alınan rövanşa. Resim budan daha büyüktür. Elbette eğitimin yap-boz tahtasına dönüştürülmesini, amaçsız, hedefsiz uygulamalar diye eleştirenler çıkacaktır. Ama yapılanlar hep sistemlidir, hedeflidir. 1990’dan bu yanan Türkiye eğitim sistemi neoliberalleştirilmektedir. Bu çerçevede yeni yasa tasarısının ideolojisini ideolojik açıdan şöyle eleştirebiliriz:

 

1)      AKP iktidarı döneminde ilk defa büyük burjuvazinin en üstteki temsilcileri (TÜSİAD, Sabancı Üniversitesi/ERG vd.) bu reformu eleştirmişlerdir. Eleştirilerin eğitim dışı  yönü dikkat çekmektedir: Kız çocukların ilk 4 yıldan sonra okul dışında kalacak olmaları, çocuk gelin olgusu, çocuk işçiliği veya çıraklığının yaşının düşmesi vs. Sermaye, ne hikmetse ilk defa eğitime (sözde) sosyal açıdan bakmıştır. Oysa bu bakış açısı, Türk burjuvazisine yıllardır BM, Dünya Bankası, UNESCO gibi kuruluşlar tarafından zaten dikte edilmekteydi. Neden? Şundan: Uluslar arası kapitalist veya kültürel kuruluşlar, Batı dışı toplumların birer Açık Toplum’a dönüşmelerinin eğitimden geçtiğine inanmaktadırlar. Batılılaştırılan okullardan beklenen, Batı karşıtı söylemin kırılmasıdır. Bu yönde öğrenci yetiştirilmesidir. Bu çerçevede birçok Üçüncü Dünya ülkesinin müfredat, ders kitapları, eğitim materyalleri, öğretim yöntem ve teknikleri çeşitli kredi, hibe ve bağışlar  karşılığında değiştirilmiştir. Eski, geleneksel, kadim denilen eğitim sistemleri çeşitli eleştirilere (ezbercilik, düz anlatım, tek doğruculuk, ulusal değerler vs.) uğramış; öğrenci merkezli eğitim, inşacı yaklaşım, çoklu zeka gibi yenilikler dikte edilmiştir. Bütün bunlardan amaç, Batı tipi okullulaşma ile bireyin liberalleştirilmesidir. O halde kız-erkek bütün çocukların okula gitmesi, işgücünün liberalleşmesi açısından iyidir. Burada kalifiye işgücüne dikkat çekilirken aslında okul ile piyasa (iş, meslek vs.) arasında doğrudan bir bağlantı kurulmaktadır.      

2)      Bakan Dinçer, dertlerinin yeni uygulamayla “eğitimin esnekleştirilmesi” olduğunu ifade etmiştir. İşletmeci olan Sayın Bakanın, iktisat-işletme dilinden devşirilen “esnek/leşme” terimini kullanması manidardır. Esnek eğitim lafzı ilk anda kulağa çok hoş gelebilir. Zira, katı değil esnek bir sistemde öğrenciye birçok alternatif sunarsınız, onu tek yönlü/yönde ilerlemekten alıkoyarsanız. Güya eğitimde esnekleşme pedagojinin demokratikleştirilmesi gibi bir mesaj göndermektedir. Oysa kazın ayağı hiç de öyle değil. Burada MEB’in düşüncelerine tercüman olduğu esneklik ihtiyacı, ülkenin sosyal işgücü ihtiyacına değil, piyasanın esnek istihdam talebine dayanmaktadır. Nitekim Bakan, mesleki eğitimden arzu edildiği kadarıyla yararlanılamadığını söyledi. Ona göre öğrencilerin ilgi ve beceri alanlarının küçük yaşlardan itibaren tespit edilerek gerekli yöneltme ve yönlendirmelerin yapılması şarttır. Yani, meslek seçme yaşı 14’den 11’e indirilerek öğrencilerin hemen bir meslek kazanarak piyasaya çıkmalarının yolu açılmış oluyor. Buradaki ince nokta şu: Kesintisiz zorunlu ilköğretim 8 yılken, devletin kamu bütçesinden bir çocuğun kesintisiz eğitimi için 8 yıl harcama yapılıyordu. Şimdi bu 4 yıla düşürüldü, devlet 4 yıl kamusal eğitime harcama yapmaktan kurtulacak.  

3)      Okulöncesi eğitimin zorunlu yapılması yasa kapsamından çıkarıldı. Manidar, zira bu da kamu bütçesinden epey bir miktarın zorunlu, parasız ve kitlesel eğitime gitmesi demekti. AB ülkelerinde zorunlu okul öncesi eğitimde okullulaşma oranı % 100. AB, bizden de bunu istiyordu. Türkiye’nin AB’ye üyelik derdi kalmadığı için bu durum göz ardı edildi. AKP, ağaç yaşken eğilir mantığı çerçevesinde çocukların ilk eğitimini, hala tam denetim altına alamadığı devletin öğretmenleri yerine ebeveyne bırakma niyetinde olabilir. Ee, AKP’nin oy oranı % 54’e çıktığına göre, okul öncesi çağda çocukların ne tip ailelerde eğitilecekleri bellidir.

4)      İyice esnekleştirilen, kademelendirilen, araya da Açık Öğretim sokulan bu yeni sistem, emin olun, dershaneye başlama yaşını, oralara harcanan para miktarını, rekabet ve yarışma hırsını artıracak; çocukların yarış atı olma hikayesi devam edecektir. 

 Sonuç olarak, Bakan Dinçer zihniyetinin öngördüğü, beklediği, istediği eğitimin teknisist değerlendirmesi, reformların içsel mantığını ideolojiden uzaklaştırmamaktadır. Kesintisiz eğitim de ideolojikti, kesintili eğitim de öyle olacaktır. Kapitalist bir ülkede yaşıyoruz. Böyle bir ülkenin okullarında yetiştirilecek işgücü, Samuel Bowles ve Herbert Gintis’in de dediği gibi, sınıfsal konumlanışa göre eğitim alacaktır. Althusser’in vurguladığı gibi, alt sınıf çocukları, eğitim yarışında ilk elenenler olacak; bunlardan bazıları ara kademe işgücü için biraz daha okuyacak ama yönetici olacak çocukların kesintisiz eğitimi son kademeye değin devam edecektir. O halde mesele, eğitimin kesintili veya kesintisiz, kademeli veya kademesiz hale getirilmesi değildir; mesele, halk çocuklarının almaları gereken nitelikli eğitimin kesintisiz, zorunlu, parasız, kitlesel ve demokratik bir şekilde ve içerikte son kademeye değin sürüp sürmeyeceğidir. Bunun adı, fırsat eşitliği değil, bütün kamusal olanakların yoksul ve yoksun çocuklar için sunulmasıdır. Eğitimde gerçek reform budur ve fakat başka bir şey değildir. (BirGün 28 Şubat 2012)


2546 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı