eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
YGS’de sıfır çeken aslında kim?
24/04/2012
2012 Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nın (YGS) sonuçları birkaç gün önce açıklandı. Sonuç: “Başarısızlık patlaması”. Sıfır puan alan genç adayların sayısı 2010 yılına göre % 258 artmış. Yani, 50 bin 805 adayın puanları 0.5’ten küçük olduğu için hesaplamaya alınmamış. Sıfır çekenlerin sayısı 2010’da 14.156, 2011’de 38.269 iken bu rakam 2012’de 50 binin üzerine çıkmış. Test test gidildiğinde başarısızlık daha net görülüyor.  40 sorunun sorulduğu Türkçe testinde 31.249, Sosyal Bilimler Testinde 253 bin 918, Temel Matematik testinde 870 bin 80, Fen Bilimleri Testinde de 1 milyon 260 bin 795 genç aday ancak “4”ün altında doğru yanıt verebilmişler. Yani sınava girenlerin neredeyse 2/3’ü dört testten en çok dört soruya doğru yanıt verebilmişler. Yurttaş başarısızlık, cihanda başarısızlık!  İçerde böyle de dışarıda nasıl peki? Hatırlayalım; OECD ülkeleri içinde TIMS, PISA gibi öğrenci başarısını ölçen testlerde son sırayı alırız habire.          

 

Şimdi eğri oturup doğru düşünelim: Her geçen gün dershane sayısı, dershane öğretmeni sayısı, dershaneye harcanan para, özel sınav harcamaları (kurs, özel ders, kitaplar vs.) artmasına, sınav bir kültüre, sektöre dönüşmesine rağmen bu başarısızlık neyin nesi?  Onca başarı vaat eden dershaneler, bu sistemi inatla sürdüren AKP hükümeti, bu sınavları alkışlayan uzmanlara sormak lazım: Bu resmi nasıl yorumluyorsunuz? Bu sıfır çeken çocukları kandıran, onları parasal ve duygusal olarak iliklerine kadar sömüren, hayallerini yıkan, geleceğe umutsuzca bakmalarına neden olan, bilgilerini birkaç saatlik sınavla ölçebileceğini sanan yetkililerin enkaza dönen eseri ortada.  Türkiye Milli Eğitim Sistemi, son otuz yılda başarıyı kutsayan bir sisteme dönüştürüldü. ABD’den alınan “başarı kültürü”, tüm eğitim sisteminin üzerine kurulduğu bir temel oldu. Öğrenciye başarıdan başka bir kapı gösterilmedi. Bu kültürü devlet-dershane-veli üçgeni birlikte çocuğun tepesine bindirdi. Bu başarı kültürü, sosyal değil, bireyci felsefe içinde tanımlandı. Rekabet ve yarışma, çocuklara dayatılan değerler oldu. Paylaşmak yerine kendine mal etmek, dayanışmak yerine kendi kabuğuna çekilmek, çocuk ve gençlere çözüm olarak sunuldu. Oysa eğitim sistemimiz çürüyor; tel tel dökülüyor; çoktan da iflas etti. Bunu görmemek için kör olmak lazım. Ya da bu sistemden nemalanmak. Elbette nemalananlar kör değiller. Yıllardır söylüyoruz: Dershaneler hemen kapatılmalı, malları kamulaştırılmalıdır. Dershaneler, gençlere ve ailelerine, gençlerin hayallerini yıktıklarından, onları psikolojik sağlıklarından ettiklerinden, kimi öğrencilerini dershane taksitlerini ödeyemedikleri için intihar etmelerinden dolayı tazminat ödemeliler. Keza artık sınıfsal ayrımcılığın daniskası haline gelen, her türlü eğitim eşitsizliğinin ve adaletsizliğin sembolüne dönüşen, bir para kırma makinesi gibi çalışan özel okullar kamulaştırılmalıdır. Seçme değil eleme aracına dönüşen, fakir çocukları yeteneksiz ve bilgisiz diyerek zengin çocuklardan ayırıp ayrı okullarda okumalarının önünü açan sınavlar kaldırılmalıdır. Özel okul ve dershanelerin kapatılmasından elde edilen gelirle kamu okulları nitelikli hale getirilmelidir. Nitelikli eğitim için öğretmen maaşları en az milletvekili maaşı düzeyine çekilmelidir. Okulları öğretmen-veli-öğrenci üçgeninden oluşan demokratik eğitim komiteleri yönetmelidir. Müfredat ve ders kitaplarını gerçekten uzman olan demokratik eğitimciler hazırlamalıdır. Eğitimin kuramsal yükü azaltılıp uygulamaya dayalı öğrenmeye ağırlık verilmelidir.     

 

Medya, YGS gibi sınavlarda birincileri manşetlere taşır hep ama sıfır çeken onbinlerce öğrenciyi görmezden gelir nedense. Güneş balçıkla sıvanmaz. Bu iflas etmiş eğitim sisteminden memnuniyetsiz olanların sayısı her geçen gün artmakta. MEB, onca ileri demokrasi sloganına rağmen, koca örgütü bildiği gibi, yukarıdan, tek yönlü, otoriter bir şekilde yönetmeye devam etmekte. Reform adı altında 2002’den bu yana Erkan Mumcu, Hüseyin Çelik, Nimet Çubukçu ve Ömer Dinçer’in Bakanlıkları döneminde sayısız reforma imza atıldı. Ama bunların hiçbiri de reform değildi; çünkü hiçbir şeyi düzeltmedi, hiçbir şeyi ıslah etmedi. Aksine sorunlara yeni sorunlar ekledi. Muhalifleri, eleştirenleri, öneri getirenleri “ideolojik” olmakla eleştirdiler ama tam da bu lafın kendisi ideolojik bir şeydi, zira bir şeyleri gizliyordu. Gizlediği, eğitim sisteminin bir rant kaynağı olarak gayet iyi çalışmasına karşın öğretim başarısı bakımından hep sorun yaratmasıydı. YGS’den sıfır çeken aslında hükümet; olmadı, dershaneler, özel okullar, bu eğitim endüstrisini gözü kapalı destekleyen veliler, buna alet olan herkestir.

 

Bu sistemin adı, kapitalist eğitimdir ve insanlık dışıdır. İnsana yakışan hiçbir şey öğretememektedir. Yanı başındaki öğrenci arkadaşını rakip gibi görmeye iten bir eğitim sistemi ancak yırtıcı kapitalist girişimciler yetiştirebilir. Oysa kapitalizm aşağılık bir sistemdir. Eğitim almak için para veriyorsanız, daha kaliteli okullara gitmek için kesenin ağzını açıyorsanız eğer, o eğitimden insani olan hiçbir şey çıkmaz. Bu 4x4’lük başarısızlık ancak 444 model eğitim reformuna yakışır. Eğitimi, küresel piyasalara uyarlanmak, yüksek rekabete dayanabilecek işgücü yetiştirmek, yırtıcı girişimciler yetiştirmek için değil, insan eğitmek için tasarlayın. Anadilini kullanmayı bilmeyen, basit soruları çözemeyen, kaçıncı yüzyılda yaşadığımızdan bihaber, orak çekicin ne anlama geldiğini hiç duymamış, mizah diye Cem Yılmaz izleyen, paylaşmak dendi mi aklına Facebook gelen bir nesil yetiştiriyorsunuz. Dikkat! Kuran-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in hayatını ele alan dersler bile sizi, bizi, bu ülkeyi kurtaramaz. Eğitime ideolojik yaklaşanlara kulak verin, zira gerçekleri gören bir ideoloji var karşınızda.           


1980 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı