eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Karma Eğitimin Ruhuna El Fatiha: Yarından da mı yakın?
26/06/2012

AKP döneminde sendikacılık konusunda her bakımdan (üye artışı, siyasal etki, pedagojik atak, parasal kaynak, popülerlik, tanıtım vs.) ışık hızıyla yükselişe geçen Eğitim Bir Sen’in üç ayda bir yayınlanan akademik bir dergisi var: “Eğitime Bakış. Eğitim-Öğretim ve Bilim Araştırma Dergisi”. Bu derginin 22. Sayısının (Ocak-Şubat-Mart 2012) dosya konusu çok ilginç: Karma Eğitim. Yani, kız-erkek karışık yapılan öğretim. Dergide sendikacıların, öğretim üyeleri ve bilim insanlarının tektip, hepsi de sözleşmiş gibi, sözde bilimsel birkaç tane yazısı var. Bu yazılardaki düşünceler şöyle:  1924’de ilkokullarda, 1927’de ise orta öğretimde başlatılan ve fakat her zaman tartışmalara konu olan “zorunlu” karma eğitim uygulamasının bilimsel temeli zayıftır, ayrıca insan hak ve özgürlüklerine aykırıdır. Bilimsel araştırmalara göre kızların kendi hemcinsleriyle birlikte aldıkları eğitimde başarı oranı % 40 artmıştır. Ama karma eğitime geçildikten sonra daha az genç kadın fen bilimlerine yönelmektedir.  Yani, karma eğitimde, erkeğin başat ve atak yapısı, erkenden ergenlik dönemine giren kırılgan kadın doğasını ve kimliğini tehdit etmekte ve bu da onların akademik başarılarını düşürmektedir. 

Dergiye göre, kadını aşağılayan bizim kültürümüzün cinsiyetçi önyargıları okullarda da üretilmeye devam etmektedir. Erkek öğrenciler derslerde atılgan, çalışkan ve rekabetçi kızları aşağılamaktadırlar. Kızlar da bu önyargı ve aşağılamalardan olumsuz etkilenmektedirler. O halde bu ideolojik dayatmadan ve pedagojik yanlıştan kurtulmalıyız.  MEB’e düşen görev, “insanları kendi inançlarıyla, kültürleriyle ve pedagojik ilkelerle çelişkiye sokan mecburi karma eğitim uygulamasına son vermek olmalıdır”.  “Karma eğitim mecburiyeti bir insan hakkı ihlalidir; öğrencinin ve öğrenci velisinin iradesine zorbaca el koymaktır. Gerekçesini bilimsel verilerden ve uygulamalardan çok, ideolojik olan kadın erkek eşitliği fikrinden, insanları okul mu, değerler mi?” gibi tercih yapmaya zorlayan anlayışlardan devşirmektedir. Birçok Avrupa ülkesi ve Amerika’da bu sorunlu karma eğitime son verildiğini biliyoruz.”

Karma eğitime ideolojik, zorunlu veya dayatma diyen bu anlayışın neler dediğini daha fazla yazmaya gerek yok. Bu tür tezlere yönelik verilecek pek çok cevap var. İnsanlığın en demokratik kazanımlarından biri olan laiklik değeri üzerinde yükselen karma eğitim, karşı cinslerin birlikte, cinsel hoşgörüye dayanan ve birbirilerinin eğilim ve potansiyellerini tanıyan bir pedagojik anlayışı kurmuştur. Başarısı, ürünleri, sonuçları ortadadır. Kız/kadın ve erkeği önce ailede, sonra okulda ve ardından da toplumsal yaşamda birbirinden ateş ve dinamit diye birbirinden ayıran gelenek, çok gerilerde, Ortaçağ karanlığında kaldı.

Kaldı sanıyorduk ama öyle değilmiş.     

Eğitim Bir Sen’in zorunlu karma eğitim uygulaması diye eleştirdiği düşüncelerine birkaç cevap verilebilir:

1)      Toplumsal cevap: Durkheim, okulu toplumun bir minyatürü olarak görmüştür. Yani, bir toplumda nasıl yaşanıyorsa, kadın-erkek rolleri neyse, hayatın gerçekleri nasıl algılanıyorsa, okulda da bunlar olmalıdır. Okul ve hayatı birbirinden ayıramazsınız. Okul gerçekliği ile toplum gerçekliği birbirine uymalı ya da denk düşmelidir. Örneğin, bir toplumun günlük hayatı laiklik esasları üzerine kuruluysa, okulun öğretimi de laiklik temelleri üzerinden gerçekleştirilmelidir.  Aksi halde, yani toplumsal hayat laik, okullar anti-laikse ya da toplumsal hayatta anti-cinsiyetçilik var ama okullarda cinsiyetçi (kız ve erkek öğrencileri sırf cinsiyetlerinden dolayı birbirinden ayırma) uygulamalar oluyorsa, bu durumda ancak ve ancak şizofren öğrenciler yetiştirirsiniz.

2)      Pedagojik cevap: Demokratik bir toplumun okulunda kız-erkek ayrımı yapılmaz. Yapılırsa, bu, insan hak ve özgürlüklerine aykırı olur. Karşı cinsiyetler okulda birlikte, sağlıklı, birbirini tanıyarak sosyalleşirler. Hayat, kadın ve erkekten oluşur. İki cinsiyetin ilişkisi, dinlerin vaaz ettiği gibi sadece cinsellik üzerine kurulu değildir. Farklı cinsiyetler birbirilerinin doğalarını, yapılarını, değerlerini, eğilimlerini önce ailede, sonra sokakta, ardından okulda, daha sonra işyerinde ve daha pek çok mekânda tanıyarak hayatın bütünlüğünü anlar ve kurarlar. Kadını haremlik-selamlık kültürü içinde algılayan ve şeytan başta olmak üzere her türlü günahkârlığın, kötülüğün, sapkınlığın kaynağı olarak gören bir anlayış, erkek egemen, ataerkil, paternalist ve anti-demokratik, hatta bilim karşıtıdır. Bu erkekçi bakış açısı, erkeğin zafiyet, hata, istismar veya anormalliklerini sadece kadının varlığına yükleyerek toplumda laik bir yaşamın kurulmasının önüne engeller çıkarmış olur. O halde, demokratik bir eğitimde kadın/kız-erkek birlikte eğitim görmelidir. Cinsiyet utanılacak bir şey değildir. Bir gerçekliktir. Hayatın mutlak gerçekliğidir. Pedagojide akademik başarının önünde bir engel hiç değildir. Her iki cinsiyetin eğitim sürecinde birbirinden öğreneceği çok şey vardır. Birçok bilim dalında yetişen, önemli rol ve konumlara gelen, şaheserler üreten kadınlar, karma eğimi sisteminde yetişmedi mi? 

3)      Bilimsel cevap: Daha dün salon başkanı olarak görev yaptığım LYS’nin son Fen Bilimleri oturumunda, 30 kişilik salonda bulunan birçok kız öğrencinin fizik, kimya ve biyoloji sorularını en az erkekler kadar kararlı, dikkatli ve sabırlı bir şekilde çözmeye çalıştıklarını ya da çözdüklerini gözlemledim. Bu, karma eğitimin başarısız değil, başarılı bir sonucudur. Erkek rekabeti sever ve kızlar da bunun altında kalır, ezilir demek, saçmadır. Her sene sınavlarda üstün başarı kazanıp iyi üniversitelerin yüksek puanlı bölümlerine giren kızların bu başarılarının altında elbette tek cinsiyetli eğitimin bir etkisinden söz edilemez. Eskiden kız liseleri vardı. Şimdi yok. Bu liseler çok mu başarılıydı? Öte yandan, aklı başında hiç kimse, batılı ülkelerde artık karma eğitimden vazgeçildiğini söylemez. Söyleyemez, çünkü böyle bir şey yok ya da çok çok azdır, dikkate de alınmayacak derecede önemsizdir. Batılı ülkeler karma eğitime ilişkin bilimsel ve siyasal mücadele yolunda çok sayıda savaş yapmış ve bir insan hakkı olarak bunu elde etmiştir. Bundan kolaylıkla vazgeçecek kadar aptal değiller.

Kızların düşen akademik başarıları söz konusuysa, bunun nedenini karma eğitimde değil, aileden itibaren başlayan cinsiyetçi, ataerkil, paternalist kültürel değer ve uygulamalarda görmek gerekir. Bu akademik başarısızlığın çözümü, kız/kadın ve erkeği birbirinden ayırmak değildir. Öyle olsaydı, tek cinsiyete dayalı eğitim yapan İslam ülkeleri herhalde şimdi bilim, teknoloji ve eğitimde dünyanın en başarılı ülkeleri olurdu. Dünyanın en berbat rejimi olan Suudi Arabistan’da bile kadınlar yalnız başına araba kullanma, seyahat etme gibi hak ve özgürlükler için çırpınırken bizim Eğitim Bir Sen’lilerin kalkıp da kız-erkek ayrı eğitimi savunmaları inanılır gibi değil. Allahtan toplumda güçlü bir laik ve bilimsel duyarlılık var ki, bu görüşlere prim vermiyor. AKP hükümeti bile bunu diyemez, yapamaz.   

O halde, karma eğitim demokratik bir kazanımdır. Laiklik gibi. Bundan vazgeçmek, kadın ve erkek kültürü diye iki dünya yaratmaya doğru bir yol açar ve her şey ama her şey kadının sırtına yüklenen günah, yanlış, sapkınlık gibi değerlendirmelere varır. Demokratik hakları kullanmak bir tercih meselesi olamaz. Bu hakları bir dayatma olarak görmek, insan hak ve özgürlüklerini “kendi kültürüme, kendi değerlerime aykırı” diyerek bundan vazgeçmek, insana yapılabilecek en büyük kötülüktür. Tek cinsiyete dayalı eğitimin akademik başarı oranında artışa yol açtığı, kız çocukların ruh ve beden sağlıklarını korumaya yardım ettiği ve böylece cinsiyet farklılıklarının eğitime olumlu etkisi olduğu bir safsatadır.  Kızlara ve erkeklere ayrı okul, ayrı pedagojik yöntemler, ayrı laboratuarlar, ayrı deneyler, ayrı müfredat ve ders kitapları, ayrı öğretmenler dediğinizde… Toplumu da artık haremlik-selamlık diye ikiye ayırmak için fırsat kollamaya başlarsınız. O zaman ne eğitim ne de bilim kalır.  Buna da başta kadınlar isyan ederler. Tıpkı İran ve Arabistan’da olduğu gibi.      



1977 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı