eleştirel pedagoji

Journal of Critical Pedagogy
  • https://www.facebook.com/elestirelpedagojidergisi
  • https://www.twitter.com/elestirelpedagoji
Kemal İnal
inalkemal@gmail.com
Dershaneleri ne yapmalı?
18/09/2012

Dershaneleri ne yapmalı?

 

Dershane, Türkiye’de eğitim sisteminin çürümüşlüğünün, iflasının ve seviyesizliğinin en net göstergesi ve sonucudur.  Pedagojinin dip noktası, kamusal eğitimi için için yiyen bir kurttur. Özel okullar, vakıf üniversiteleri, etüt merkezleri, danışmanlık hizmetleri veren eğitim büroları gibi dershaneler de neoliberal eğitim felsefesini içselleştirip uygulayan mükemmel örneklerdir.  Bu yönüyle dershaneye eğitim kurumu demek, eğitime hakaret olur. Bunlar ne eğitimi kurumu ne de öğretim mekânıdırlar. Okullarda yine de bir parça eğitim-öğretim yapılır, ama dershanelerde giriş sınavlarına ilişkin türlü kurnazlık, cinlikler,  kısa veya kestirme yollar, çabucak işi bitirme, rekabet, rakibini ekarte etmek gibi eğitim-öğretimle ilgisi olmayan bir dolu şeytanlık dışında ne öğretiliyor Allah aşkına? Öğretildiyse, üniversite sınavlarında sıfır çeken 50 bin genç, PISA testlerinde sonunculuk, kompozisyon ve dilekçe bile yazamayan, hangi yüzyılda yaşadığımızı bile bilmeyen bir dolu üniversite öğrencisi de neyin nesi oluyor? Bunda dershanelerin hiç mi katkısı, payı, dahli yok?   

Bu kurumu yeni yeni adam gibi tartışmaya başlıyoruz. Sağ olsun, Başbakanımız birkaç sene öncesindeki gibi yine dershaneleri kapatacaklarını söyleyince bize de tartışmak düştü. Başbakana bakılırsa, hükümet alacağı kararla 2013-14 yılında dershanelerin kalkacağını söyledi. Gerçi buradaki cinliği görmek hiç de zor değil: Kapatılacak olan dershaneler özel okula dönüştürülecek ve devlet de onlardan hizmet satın alacak. Bunun adı, kamu parasının özele, özel üzerinden harcanmasıdır. Özele yeni bir güzellemedir. Özelleştirme ve piyasalaştırma iç içe bu uygulamada. İyi de, AKP’li yıllarda eğitime harcanan bütçe, o bütçeden eğitsel yatırıma ayrılan pay düştükçe, 4+4+4 rumuzlu kesintili eğitimle birçok yeni okul ve dersliğe ihtiyaç duyuldukça, öğretmen maaşları yerlerde süründükçe, devlet kamusal eğitimi güçlendirmesi gerekirken neden önceki uygulamaya benzer adımı yine atıyor?

Hatırlanacaktır, üç-beş yıl önce de hükümet, başarılı ve fakat yoksul 10 bin çocuğu özel okullarda parasını bizzat devletin vereceği bir meblağla okutmak istediğini duyurmuş ama söz konusu düzenlemeye Cumhurbaşkanı Sezer karşı çıkmış ve Anayasa Mahkemesi de bunu iptal etmişti.  Biliyorum, hükümetin en çok canını sıkan şeylerden biri de, özel okulların yarı dolu kapasiteyle çalışması-hükümetin kamusal eğitim konusunda canı bu kadar sıkılmıyor. İyi de, madem yüksek rekabet koşullarında, dışa açık bir piyasa ekonomisinde yaşıyoruz, niye özel okullar rekabet etmek yerine kamuya, devlete el açıyor? Hep el açtığı için artık alışkanlık mı demeli? Yine öyle olacak gibi. Aslında hep öyle oldu; ta 1923’deki İzmir İktisat Kongresinden bu yana özel sektör, kötülediği, eleştirdiği, hantal ve merkeziyetçi buluğu devletin kapısından da hani hiç ayrılmamıştır: Teşvikler, bedava arsa tahsisatı, düşük faizli kredi, vergiden muafiyet, hibeler vs. Hala devlete asalak yaşayan bir burjuvazi!

4100 tane dershane olduğu söyleniyor. Birkaç bin tanesi de kaçakmış. Bir eğitim kurumu kaçak çalışıyorsa, zaten ona eğitim kurumu değil başka bir şey demek lazım. Merdiven altındaki berbat ta, üstündeki çok mu iyi?   

Özel okullar zaten rekabete son derece dayanıksızlar, bir eğitim-öğretim kurumu gibi değil ticarethane gibi çalıştıkları halde. Bu okulların otelcilik hizmetleri göz boyarken pedagojik verimlilikleri yerlerde sürünüyor. Tıpkı özel vakıf üniversiteleri gibi. Bu haliyle kamu okullarıyla rekabet edemezlerken, özel okula dönüşecek olan eski dershanelerle nasıl rekabet edebilecekler? Ama bu noktada yine sevgili özel sektör düşkünü devletimizin yardımını görüyoruz: Devlet, dershaneler yerine anaokulu, kolej, üniversite, kreş açanlara arsa tahsisi, vergi muafiyeti getirecekmiş. İyi de, devlet neden anaokulunu, kolejini, üniversitesini, kreşini kendi açmaz da ille de özel sektöre yol gösterir?

Çünkü tüm neoliberal devletler eğitimi sırtından atmak istiyor. Eğitimi yük, kambur ve baş belası olarak görüyorlar. Sosyal muhalefetin en etkili noktalarından biri kamusal eğitim olduğu ve halkın kendi taleplerini en çok duyurduğu kurumlardan biri olarak görüldüğü için.  2003 yılında Erdoğan İMKB’de yaptığı bir konuşmada, eğitimden bütünüyle çekilip bu alanı özel sektöre bırakmak istediklerini söylemişti. Bu kapitalist bir devlet için bile mümkün değil, zira eğitim hala çok etkili ideolojik bir aygıt. Devlet, kapitalizme ve türlü ideolojilere (muhafazakârlık, liberalizm, milliyetçilik, dindarlık vs.) meşruiyet sağlamak ve halkı daha kolay yönetmek için resmi okullardan vazgeçemez. Öte yandan, Cemaat’in çok sayıda dershanesi var ve daha şimdiden AKP’ye yaylım ateşine başladı bile. Zaman gazetesinde 12-13 Eylül tarihlerinde yazan İbrahim Öztürk’ün AKP’ye muhalif cevabi yazıları (“Dershaneleri Kapatmak I-II”) hem Cemaat-AKP geriliminin geldiği yeni nokta açısından çok ilginç hem de neresinden tutsanız elinizde kalacak tezler içeriyor.

Öztürk yazmış, okuyalım: “Öte yandan ‘kapatıyoruz’ buyurgan lafı da nereden çıktı? Hani Türkiye’de bir serbest piyasa ekonomisi, girişimcilik özgürlüğü vardı! Birileri şartlarına uyarak ‘isteyene bilgi satmak’ istiyorsa, birileri de gelip bu hizmeti satın almak istiyorsa, buna engel olmaya kalkmak neyin nesi?” “Zaten bu ‘kapatmak’ işi mahkemeden döner. Avrupa’da bunun karşılığı yok.”  “Dershaneler, ‘eğitim sektörünü kapatan’ devlete, halkın ve piyasanın dinamiklerinin verdiği gerçekçi, çözüm ve girişimci odaklı bir tepkidir.” ”Sınav var olacaksa bu sektör de yeraltına inecek, tümüyle kayıt dışı olacak. Çocuklarımızı kime emanet ettiğimiz bilinmemiş olacak. Devlet vergi kaybı yaşayacak, insanlar işini kaybetmiş olacak.“ “Mevcut düzende dershaneler haksızlık değil, bilakis sosyal adalettir. Zenginler, kolejlerde, özel hocalarla, sonrasında parayla özel üniversitelere sokarak, yurt dışına göndererek, açıklarını kapatarak yarışta yer alıyor. Dershane ücretleri de oldukça makul. Çünkü rekabet var. Hele fakir ve başarılı çocukları bu kurumlar zaten bedava alıp destekliyor. Bu yolu kapatırsanız, Anadolu’yu budamış, en iyi ortamları zengin çocuklara terk etmiş olursunuz.” “100 bin kişilik istihdamı, 2 milyar dolarlık sektörü batırmayı ‘milletim öyle istiyor’ diye meşru kılacaksınız, öyle mi? Millet kim?”   

Şimdi Öztürk’e cevap verelim: 1) Bilgi satılık değildir. Satılıyorsa, metadır ve satıldığı yerden sosyallik, halka hizmet, kolektif değerler adına hiçbir şey çıkmaz. Bilgi ve beceriyi bireye kazandırmak devletin görevidir ve parayla satılamaz. Eğitim, sosyal bir haktır. Dershaneler sattığı için, eğitim kurumu değil, bir işletme, berbat bir kapitalist şirkettirler. Her türlü kayıt dışılık, vergi kaçırma, emek sömürüsü, patronajın gerekleştiği yerlerde eğitim olmaz. 2) Kapatma işi mahkemeden dönmez, çünkü Avrupa’da dershane gibi ucube kurumlar yok. 3) Dershaneler, devlete, halkın ve piyasa dinamiklerinin verdiği çözüm yönelimli bir tepki değil; bizatihi devletin sermayenin isteklerine uyarak işbirlikçi halde gerçekleştirdiği neoliberal bir Truva atıdır; kamusal eğitimi içeriden oyacak bir girişimdir. 4) Dershaneleri yaratan, sınav değil, sermayenin azgın kar iştahıdır. Bu iştahın (kamusal) eğitim alanında kabarması devlet tarafından önlenirse, sınavlar olsa bile dershaneler yine olmayacaktır. Fransa’da çok sıkı bakalorya sınavları var ama dershaneler yok. Dershanelerin kayıt dışı olması, kayıtlı olmasına yeğdir. Hiç olmazsa, devlet ve halk bu kurumu meşru olarak görmeyecektir artık. Devlet dershanelerden gelen-o da eksik gelen-vergi gelirinden olunca, batmaz. İşsiz kalan dershane öğretmenleri de kamuda istihdam edilebilir. İhtiyaç da var zaten. 5) Dershaneler sosyal adalet değil, eğitsel alandaki türlü adaletsizliklerin (olanak eşitsizliği, cinsiyet ve çeşitli kesimlerin yetersiz okullulaşması vs.) sonucu olan bir adaletsizlik, eşitsizlik ve sınıfsal ayrımcılığa göre işleyen çarpık bir pedagojik sistemin yaratığıdır. Dershanelere gittiği için zenginlerle aynı eşit olanaklara sahip olunduğu iddiası gülünçtür. Kaldı ki, yoksul öğrencilerin çoğu dershanelere gidemiyor, çünkü buna güçleri yok. Dershane ücretini ödeyemediği için intihar eden, sokakta çalışan, burs ve hami arayan çok sayıda öğrenci vardır. Dershanelerin çok azı ve o da oran olarak çok az bedava öğrenci alıyor, burs veriyor. Yoksul çocukların eğitim sorunlarını halletmenin yolu, her türlü piyasa çürümüşlüğüne açık olan dershaneleri açmak değil, herkes için, her zaman ve her koşulda kamusal eğitimi desteklemek, özel sektörü eğitim alanında tümden yok etmektir. Dershaneler, bir hastalıktır; tedavisi de nitelikli, yaygın, parasız, bilimsel ve demokratik eğitimdir.  Dershane, kamusal eğitimin kurdudur. 6) 100 bin kişilik istihdam, 2 milyarlık dolarlık sektör: Bu bir sorun değil. Çözüm basit: 2 milyar dolarla birçok kamu okulu kurup oralarda dershane emekçilerini istihdam edebilirsiniz. Dershane patronları mı? Onlar, dershane emekçilerinden elde ettikleri artı değerle ömür boyu rantiye hayatı yaşayabilirler.                    

 

 

 

                                                                                                                          



2278 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi? - 06/07/2013
Erdoğan’ın besmelesi, Gezi’nin Twitter’ı: İyi de bu neyin nesi?
Bir politik rönesans olarak Gezi - 29/06/2013
Bir politik Rönesans olarak Gezi
Vehim - 22/06/2013
Vehim
Taksim direnişinin içini boşaltma - 13/06/2013
Taksim direnişinin içini boşaltma
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço - 08/06/2013
Taksim Gezi Direnişi-Erken bir sosyolojik bilanço
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi - 15/03/2013
Kürtçe öğrenen Diyarbakır polisi
Milli korkumuz matematik - 08/03/2013
Milli korkumuz matematik
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü - 04/03/2013
Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi? - 22/02/2013
Türkiye’de eğitim nasıl neoliberalleştirildi?
 Devamı